Son günlerde çevremdeki çocuklu arkadaşlarımın hayatlarında yeni bir dönem başladı. Meşhur 4+4+4 eğitim sistemimizin ilk uygulamalarını hep birlikte göreceğiz. Deniz 3 Ekim itibarıyla 48 ayını dolduracağı için bu sene bu uygulamadan pratikte uzak kaldık çok şükür! Ama teoride uzak kalmak pek mümkün olamıyor zira 2 yaşındaki çocuğu olan da, 5.5 yaşında çocuğu olan da hep aynı mevzuyu konuşuyor: Çocukların EĞİTİM’i ne olacak?
Yorumlara katılmıyor, sessiz kalmayı tercih ediyorum zira çok iyi derecelerle üniversite eğitimi almış biri olarak, Türkiye’deki EĞİTİM’i zerre kadar ciddiye almıyorum! Okullarda verilen “Eğitim”e inancım olmadığı için de, ebeveyn arkadaşlarımın “başarı”sı yüksek okul arayışları ya da çocuklarından bekledikleri “başarı”nın içeriği bana anlamsız ve boş geliyor. Ama içinde yaşadığımız SİSTEM ve KÜLTÜR’den kendimiz soyutlamak mümkün olmadığı için, onları anlıyorum, öyle kabul ediyor ve kendi seçimlerine bırakıyorum. Öte yandan düşünmeye devam ediyorum elbet…bir gün gelecek benim çocuğum da bu düzenin bir üyesi olacak, o zaman ne hissedecek, ben ne hissedeceğim, Aile olarak “Eğitim” ve “Başarı” hakkındaki bakış açımızı koruyabilecek miyiz? Çocuğumuzu nasıl yönlendireceğiz? Elimizdeki imkanlarla ona sunduğumuz vizyonu ne kadar geliştirebileceğiz? Karşı karşıya kaldığımız çıkmaz sokaklarda “diğerleri” olarak yaşamaya ne kadar devam edebileceğiz….
Eğitim ve başarı, yatay düzlemde içine sıkışıp kaldığımız dar vizyondan farklı anlamlar taşıyor benim için. Daha çok dikeyde bir hareket…İçsel gelişimin temel olduğu, Doğru Kişilik’in yetiştirilmesi üzerine bir çaba…hayatın her yönüyle tecrübe edildiği, zamanında yaşanması gerekenlerin yaşandığı, “Başarısızlık”ların değil, “Sonuçlar”ın olduğu, gerekli derslerin alınıp yeni tecrübelerin yolda olduğu bir süreç daha çok. Kendine kattıkların, bilinçaltına yerleştirdiğin temel inanç ve değerler, hayattaki temel duruşun, reaksiyonların, duygu ve düşüncelerin, seni sen yapan pek çok şey…
Dolayısıyla bir çocuğa verilebilecek en temel EĞİTİM’in AİLE’de başladığına inanıyorum. Ve bir AİLE neye inanıyorsa onu yaşar. İnsanları seviyorsa çocuk insanları sevmeyi öğrenir. Bir çiçeği, bir sümüklüböceği, küçük bir kediyi seviyorsa, yağan yağmurdan, gökyüzündeki yıldızlardan, sabah açan Güneş’ten hikayeler yazabiliyorsa, çocuk hayatı sevmeyi öğrenir. Aile gezmeyi, araştırmayı, okumayı, müziği seviyorsa, çocuk küçük yaşta severek Sting dinleyebilir, kütüphanedeki kitaplardan masallar anlatabilir, küçük bir teknenin kaptanı olup, haydi denizlere açılalım diyebilir. Aile çocuğu dinleyip, gerektiği zaman empati kurabiliyorsa, çocuk da insanları dinlemeyi ve onların HİS’lerinden haberdar olmayı öğrenir. Birisi onu hayal kırıklığına uğrattığında, acısını yaşayıp, duygularını haykırabilir…Aile Toplumsal Uyum’u bozmadan, kendi değerlerini yaşayabiliyorsa, çocuk da uyum içinde özgün olmayı öğrenebilir…Aile gerektiğinde güçlü bir duruşla HAYIR diyebiliyorsa, çocuk da HAYIR diyebilmeyi öğrenir. Aile bir problem karşısında çözüm için alternatifler arıyor, zorlanıyor ama yine de pes etmiyorsa, çocuk da boyun eğmemeyi, mücadeleyi ve Arayış’ı öğrenir …ve tüm bunlar ve nicesi, Okul’lardaki Eğitim’in çocuğuma verebileceklerinden çok ama çok ama çok daha önemli ve anlamlıdır benim için!
Deniz şu an 1.sınıfa başlasa, Okul’un ona ancak basit matematik, okuma/yazma ve biraz da sosyal ortam bilgisi verebileceğine inanıyorum. Başka da bir beklentim yoktur!
Hayat kitaplardaki gibi 4+4 değil ne yazık ki! Hayat çok daha büyük ve değerli bir şey!
O yüzden Eğitim ve Başarı girdabına sıkışmadan, olanca gücümle, yapabildiğim ölçüde keyif ve sevgiyle yaşamaya bakıyorum oğlumla….Ondan hiçbir beklentim yok. Ama yaşamasını umduğum pek çok güzellik var elbette. Bakalım o neleri seçecek, acısıyla tatlısıyla birlikte yaşayacağız….
Bana yaşadığım sürece hep böyle bakmanı temenni ederim Deniz’cim…”Seni çok iyi tanıyorum, sana güveniyorum, yapacağımız çok şey var Annecim” bakışın bu
Seni Seviyorum bir tanem.









