03.07.2014
Özel okullara, özel üniversitelere milyarlar sayıp, pırıl pırıl dersliklerde, Oxford kalitesinde defter ve kitaplarla eğitim verdiğimizi sandığımız çocuklarımız, gerçek dünya deneyimi hakkında ne öğreniyorlar acaba?
Henry David Thoreau, “Doğal Yaşam ve Başkaldırı”da tam da beni 12′den vuran pek çok gerçeği çarpıcı biçimde ifade ediyor…
“Gençler yaşam deneyine hemen ve şimdi girişmezse yaşamayı nasıl daha iyi öğrenebilirler? Bana göre deneyim, zihinlerini matematikten daha iyi çalıştıracaktır.Mesela bir gencin, sanat ve bilim hakkında bir şeyler öğrenmesini istesem, yaygın olan yolu izleyip yaşama sanatı dışında her şeyin öğretildiği bir öğretim kurumuna göndermezdim; evreni bir teleskop veya mikroskopla inceleyecek fakat kendi gözüyle asla göremeyecek; kimya çalışacak ama ekmeğinin nasıl yapıldığını bilemeyecek; mekanik çalışacak ama nasıl para kazanıldığını öğrenmeyecek; Neptün’ün yeni uydularını keşfedecek fakat gözlerinin içindeki toz zerreciğinin ya da kendisinin serseri bir uydu olduğunun farkına bile varmayacak…Hangisi bir ayın sonunda daha büyük gelişme göstermiş olurdu; çakısını kendi çıkarıp eriterek ayrıştırdığı madenden yapan ve bunun için gereken bilgileri okumuş olan mı, yoksa enstitüde metalürji derslerine devam edip bu arada babasından Rodgers marka bir çakı hediye almış olan mı? Hangisinin parmaklarını kesmesi daha mümkün?”
Eğitim felsefesi ve içeriğinin bu kadar ayaklar altına alındığı, değersizleştirildiği, amacın tamamen maddi kazanca dönüştürüldüğü ve ne üzücü ki ebeveynlerin de sorgusuz sualsiz her türlü şartlanmayı kabullendiği böyle bir zaman diliminde, ÇOCUĞUM nerede, ÇOCUĞUM ne durumda? Çocuğum akıp giden doğa düzeninin ne kadar farkında? Doğa’nın, Varoluş’un, Yaratılış’ın bir parçası olduğunun, her şeyin büyük bir yardımlaşma ve dayanışma içinde sevgi ve şefkatle birbirine dönüştüğünün ne kadar farkında? Yağmur suyunun tadını soruyor mu? Düştüğünde dizinde oluşan yaranın acısını biliyor mu? Eline kıymık batıyor mu? Kurabiye hamuru yoğurup, parmaklarını yalıyor mu? Koşuyor mu, zıplıyor mu, kan ter içinde kalıyor mu, saklambaç oynarken sobelenme heyecanını yaşıyor mu? Kedileri kucaklıyor mu? Çiçek kokluyor mu?
Soracak soru çok ama gördüğüm cevaplar gerçekten içimi acıtıyor!
Bu çocuklardan çaldığımız o kadar çok şey var ki…
Geçip giden çocukluk bir daha yaşanmıyor, biliyoruz, üstelik sağlıksız geçen bir çocukluk döneminin yetişkinlikte yarattığı arazlar da cabası..
Öyleyse nedir derdimiz? Nedir bu yarış? Nedir bu hırs? Kim, kiminle, neyin derdinde?
Gerçekten anlayamıyorum, gerçekten…
Yaklaşık iki hafta önce evimizin etrafından inşa edilen modern bir kolej binasıyla karşılaşma gafletinde bulundum. Yedi katlı “apartman binasının” bahçesi bile yoktu!
Bu çocuklar teneffüste nereye çıkıyorlar? Nerede oksijen alıp, nerede koşturuyorlar diye sorgularken öğrendim ki yemekhaneleri yeraltındaymış!
Ve bu okul, ebeveynlerin çocuklarını vermek için sıraya girdiği bir okuldu!
Ne acı, ne acı…
Haftasonlarımızı Deniz ile mümkün olduğunca dışarıda, deniz kenarında, balıkçı teknelerinin arasında, ahtapot, mercan, midye…tanıyıp, balıkçılarla sohbet ederek, pelikan ve kedileri balıklarla besleyerek, geniş yeşil alanlarda top oynayarak, deniz kenarında bisiklet ve kaykaya binip, günbatımını izleyerek geçirmeye çalışıyoruz…o kadar keyif alıyoruz ki, bir kitap ya da dvd almak için girdiğimiz avm’lerdeki kitapçı dükkanlarından bile koşar ayak çıkıyoruz…
İki hafta önce Homeros Vadisi’nde kendi çapımızda bir tırmanma deneyimi yaşadık…Deniz’in performansına, içinden taşıp gelen azme ve isteğe şapka çıkardık! Çamura battıkça, ıslandıkça, kayıp düştükçe, gözlerinden ve yanaklarından taşan ışığa şükrettik…bir kez daha anladık ki bu çocukların yeri dört duvarla çevrili modern apartman dairelerimiz değil, Doğa’nın kendisi! Dağ, tepe, deniz, vadi…
Hayatın her aşamasının bizleri zorladığı bu dönemde öncelikle çocuklarımızın ve elbette bizlerin, geldiğimiz yere, Tabiat’a, Doğa’ya, Öz’ümüze dönmeye daha çok ihtiyacımız var…lütfen biraz geriye çekilelim, lütfen, çocukluklarını zamanında yaşamaları için çocuklarımıza biraz daha imkan verelim…