Passing through…Passing through…
Gece 23.30′da filmden çıktığımda zihnime çakılan en anlamlı diyalogdu.
40 yaşındaki Ben’e yakından ve samimi bir bakıştı…hayatımdan bir gün gibi adeta…o güzel ve keyifli masada, 82 yaşındaki Yunanlı kadının söyledikleri, sanki tüm hayatın bilgeliğini içinde barındırıyordu ve küçük ama benim için anlamlı bir detay…hayatımdaki bazı görüntüler flulaşırken ben sanki bu şeyleri yeniden kaybediyorum yeniden yeniden…soluk ve büyük bir boşluk…bazen o görüntülerin her detayını yeniden canlandırmak istediğimde tekrar görüyorum ama güneş doğunca o güçlü ışığın altında yeniden yitiriyorum her şeyi…hüzün ve gerçeklik bir aradaydı ve sonrasında bilinçaltında derin muhasebelerin dönüp durduğu sleepless bir gece.
40 yaş çok güzel, çok anlamlı, çok daha farkındalıklı ama hoşgörü, mizah ve tebessüme daha fazla zaman ve enerji ayırmam gerektiğini gösterdi ekrandaki Celine 40 yaşındaki bana…çizgilerim o denli keskin ve belirgin olmasa da, izler derin ve mahsun…
Her ne olursa olsun, Jess’in yapıcı espritüelliği ve tipik Amerikanvari rahatlığı ile idealist Celine’in inatçı masumiyeti arasındaki karakter çarpışmaları ve buna dair aralarındaki diyaloglar, nefesimi tutup hadi bakalım ne diyecek diyerek beklediğim en heyecanlı dakikalardı. Seviyorum bu ikiliyi!


