Reel olarak, 3 Ekim itibarıyla, artık 3 yaşını doldurdun benim güzel oğlum…
2 ile 3 yaş arasında öyle hızlı, öyle dinamik, öyle iniş çıkışlarla dolu gelişim ve değişim evrelerinden geçtik ki seninle birlikte, şu an, o yaşananlara, dudaklarımın yanına yerleşen minik bir tebessümle bakabiliyorum…
Seni her geçen gün daha da çok seviyoruz Denizcim, geceleri üçümüz birlikte(Şimşek Mcqueen’i de sayarsak dördümüz) yatağımıza yattığımızda daha da bir sıkı sarılasım geliyor sana, hani derler ya, adeta içime sokmak istiyorum, öyle coşkulu, öyle içten taşan bir sevgi seli bu…
Artık evin içinde varlığını tamamen ispat etmiş, 3. bir kimliksin!
Kendi beğenilerin, kendi zevklerin, kendi odan, kendi bardak, tabak, çatal&kaşığın,
olmazsa olmaz oyuncakların, çizgi filmlerin, kitapların, arkadaşların, müzik cd’lerin, diş fırçan, tuvalet adaptörün, tercih ettiğin kıyafetlerin….kısacası kendine ait bir dünyan var.
Kimi zaman çılgın ağlamaların, kimi zaman da gülme krizlerinin eşlik ettiği insan psikolojisinin doğasını yaşıyor ve yaşatıyorsun.
Mutfakta en büyük yardımcımsın:) Tüm çorba ve makarnaları karıştıranım, salondaki sehpaya tabak ve bardakları tek tek taşıyanımsın:) Rondonun bir numaralı kullanıcısı, yumurtaların en sert kırıcısısın:) Unları en ince eleyen, baharatları tek tek koklayıp yerleştiren küçük gurmemsin benim!
Çamaşır ve bulaşık makinasının benden sonraki ikinci komutanı, asılacak çamaşırların nöbetçi askeri, eline geçirdiği çorapları eldiven niyetine kullanıp direksiyona asılan, Şimşek Mcqueen’in gelmiş geçmiş en hızlı şöförüsün:)
Tüm otobüs, kamyon, dolmuş, traktör, kepçe, çimento kamyonu, çekici, ambulans, itfaiye, atv…gibi bilimum motorlu taşıtlardan sorumlu Bakan, her gece bunlardan biriyle yatan minik prensimizsin bizim…
“Arkadaşlarımmmmm, çabuk buraya gelin, burada bir salyangoz varrrr!” diye parktaki tüm çocukları peşine takan, kaydıraklardan kafa üstü kayıp, türlü türlü canavar hikayelerini bir çırpıda anlatan, sonra da “ayyy çok korktummmm” diye kucağıma tırmanan sevimli mi sevimli bir zıpırsın…
Objektiflerle barışık, anında poz çakan, ekrandaki kendi görüntünü “ebru, ne kadar sevimli bir çocuk bu” diye sevebilen matrak mı matrak bir veletsin!
Tolga ve bana kızınca “gebertiyorsunuz beni, sizi şimdi denize atacağım” diye kafa tutabilen, sabah kahvaltısında makarna, akşam yemeğinde kızarmış sokak lokması yemeyi tercih eden, şu aralar güvenlik sistemlerine kafayı takmış, bir duyduğunu bir daha unutmayan, dans etmeyi çok seven, sehpa altına girip uyuyabilen, Pepee ve Keloğlan’ın müdavimi, gece uykularından uyanıp alacaklısı varmış gibi, “Ebruuuuu, Tolgaaaaaaaaa, gelin buraya” diye bağırıp, rüyalarımızın en güzel yerinde bizi zıplatan küçük bir afacansın…
Akşamları minik kuş misali gelişimizi kapıda bekleyen, ama işe gitmeyin siz diye yüreğimizi yakan, ellerimi o küçük ellerinin içine alıp, göz göze, nefes nefese, sarmaş dolaş yattığımız biricik varlığımızsın sen!
“Benim güzel annemmmmm” diye kucağıma tırmanıp, kollarını boynuma her dolayışında, seninle birlikte geçirdiğim ve geçireceğim tüm zamanların genişliğini dimağıma hızlıca çekip, “İyi ki Doğdun, İyi ki Seni Doğurdum Oğlum” diyorum.
Önünde daha uzun ve güzel bir hayat var…
Sana her yeni yaşında birlikte paylaşıp büyüyebileceğimiz daha nice güzel ve komik zamanlar diliyoruz Deniz’cim…
Seni çok ama çok ama çokkkkk seviyoruz.
Annen ve Baban



