Düşündürücü Diyaloglar

Geçen akşamlardan birinde hazır Deniz içeride oynuyorken erzak dolabını düzenleyim dedim.
Dolabın kapağını açar açmaz küçük bir kavanoz dibinde kalmış Patos cips kırıntıları çarptı gözüme. Normalde girmez böyle şeyler eve, yazın teyzemlerle yaptığımız bira partisinden kalmış olmalı…

Neyse, suçu şeytana atıyorum, dürttü beni, küçük bir tabağa kolaçan ediverdim kırıntıları:)
Mutfakta, oracıkta, ayak üstünde atıştırmak varken, çocuğun görüp isteyebileceğini bile bile! elimde tabakla yöneldim salona. Oturur oturmaz bizimki dikildi karşıma:

- Ebru, sen ne yiyiyorsun?
- Hayatım, biraz midem ağrıdı, bu kuru çıtırlar mideme iyi gelecek :( (yalanını yiyim)
- Ben biliyorum, bunlar cips. Ben de yiyebilir miyim?
- Hayır Denizcim. Bunlar kurutulmuş ekmek çıtırları ve çok baharatlı. Ağzın yanabilir.
- Ama ben tatmak istiyorum. Şu küçüklerden alabilir miyim?
Bu arada kucağıma iyice yerleşmiştir…
Bunun böyle olacağını bile bile, aldın geldin Ebru tabağı diye iç sesim konuşa dursun,
- Peki, küçüklerden bir tane tadabilirsin.
Minik parmaklar tabağa hücum, kucağımda sırıta sırıta büyük bir mutlulukla çıtırları götürürken,
- Ama bak, bunlar hiç acı değil. Ben bunları yemeyi çok severim. Ben bunları yiycem
diyerek tabağı elimden kaptığı gibi geçti yan koltuğa oturdu. Tabağı bacakları arasına bir güzel yerleştirdi, sevimli mi sevimli o komik ifadesini takınıp, anneme döndü ve
- Emine, bunlar ilaç ilaç! diyerek, bizi yine sarf ettiğimiz her sözcüğün geri dönüşüyle baş başa bırakarak tabaktakileri sildi süpürdü.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.