Çocuğunuzla Birlikte Büyümek-3

Okumaya devam ediyorum…1-2-3…derken bu gidişle 10 bölüm falan yazacağım.
En güzeli her ebeveyne bu kitabı hediye etmek hatta hayır olarak basıp, köy & kent & okul & kütüphane dinlemeden her eve dağıtmak. Keşke bu işleri yapabilmek için daha çok param ve daha çok imkanım olsa…

“Çocuklar, iç dünyalarının, düşüncelerinin ve duygularının ebeveynleri tarafından yorumlanmadığını bilmek isterler. Kalbini size açması için kendisini güvende hissetmesini sağlayabilirsiniz, ama konuşup konuşmamak çocuğa kalmıştır.

Çocuklara tam anlamıyla güvenmemiz gerekir. Kendilerini değerli, sevilen ve güçlü insanlar olarak gördükleri, düşüncelerini ve duygularını ifade etmekte özgür olduklarını hissettikleri zaman, kendi kendilerine bakabilirler ve ihtiyaçlarını rahatça ifade edebilirler.

Çocuğumuzu anlayabilmemizin önündeki en büyük engel, kendi tepkisel düşüncelerimizi ve kanaatlerimizi gerçekler olarak kabul etmemiz veya faydalı bir rehber olarak görmemizdir.

Çocuğun davranışları genellikle ihtiyaçlarını tatmin etmeye yöneliktir; mesela etrafta hiç durmadan koşuşturması, çığlıklar atarak maymun taklidi yapması veya banyoyu tropik bir ormana çevirmesi gibi. Onun niyetini anlarsanız, onu kendi haline bırakmanız veya ona, sizin tercihlerinize veya başkalarının huzuruna zarar vermeyecek bir çıkış yolu sunabilmeniz kolaylaşır. Çocuğunuza sevgi göstermenizin ve onun kendini ifade etme şeklini anlayabilmenizin önünde duran engel, zihninizde yarattığınız, KONTROLÜ KAYBETME, çocuğunuzu TERBİYE EDEMEME gibi korkular veya zihninizin yarattığı başka dramatik durumlar ve beklentilerdir.

Çocukların davranışsal dillerini yönlendiren beş temel duygusal ihtiyaçları şunlardır:
Sevgi
Kendini ifade etme özgürlüğü
Kendini yönetebilmek (özerklik) ve güç
Duygusal güvenlik
Özsaygı

Çocuğunuzu sevmek; onun ihtiyaçlarına cevap vermek, onunla empati kurmak ve hayat onun her isteğini karşılamayacağı için onu buna karşı güçlü bir hale getirmenin yollarını bulabilmek demektir.

Bir çocuk sevgi görebilmek için uygun biçimde davranmaya çalışıyorsa ve ifade şeklini dikkatle tartması gerekiyorsa, kendi değeri konusunda endişelenir ve şüpheye düşer.

Çocuğun sevildiğini hissetmesini sağlayabilmek için, sevgiyi, belirli bir davranış veya başarı için sakladığımız veya sunduğumuz bir meta olarak kullanmaktan kaçınmalıyız. Sevgi, çocuğunuzu sarmaladığınız bir ortamdır; kendisi gibi olmakta özgür hisseder. Tercihleri ve davranışları sevgi ortamını etkilemez ve zor durumların çözümleri de bu ortamda bulunur.

Çocuğunuzu sevmek demek, onun görkemini görebilmek ve onun bakış açısını değerli bulmaktır.

Çocuklar ebeveynlerinin sevgisiyle kendilerini güvende hissettikleri zaman, kolay kolay başka birini incitecek kadar öfkelenmezler.

Sevginin tatlı ama sert olmasıyla ilgili o eski inanış, çocuğu incitmeyi haklı çıkaran düşüncelerden biridir.

Kendimizi bırakıp çocuklarımızı koşulsuz sevmemizin önündeki tek engel, acılarımız ve korkularımızdır. Hissettiğimiz SEVGİ AÇLIĞI, SEVGİMİZİ GÖSTERMEKTEN KORKMAMIZIN NEDENLERİNDEN BİRİDİR.

Çocuğunuzla Birlikte Büyümek 2 – Devam

Kitabın neredeyse tüm satırlarını çizip, boş bulduğum her alana notlar almaktan kitap iki gün içinde harabeye döndü diyebilirim.

En beğendiğim bölümler:

“Daha fazla öğrenmeye ve daha az öğretmeye cesaretiniz varsa, ebeveynlik olgunlaşmanızı ve büyümenizi sağlar.

Doğa/Tanrı yanılmaz; bir bebeği yirmi yıl içinde yetişkin bir insan haline getirmek sizin işiniz değildir. Sizin sorumluluğunuz ve ayrıcalığınız, çocuğunuz büyürken ona bakmak ve onu yetiştirmektir.

İnsanlığın gelecekte bugün olduğundan daha farklı olmasını istiyorsak, çocuklarımızın, geleceği bizim istediğimiz şekilde değil, kendilerine uygun bir şekilde oluşturmalarına izin vermeliyiz. Çocuklarımızla ilgili hayallerimiz, geçmişten miras aldığımız düşüncelerden kaynaklanır. Geçmişi tekrar ederek ve içimizdeki korku kaynaklı inançlara itaat ederek değişim yaratılamaz.

Çocuklar içlerinden geldiği gibi davranmakta, hissettiklerini hissetmekte bir sorun olmadığını ve onların bakış açılarını önemsediğimizi algıladıkları zaman, sorunlarının çözümlerini de kendileri bulurlar ve gerçeklerle uzlaşırlar. Diğer yandan, duyguları inkar edildiğinde, sorunlarını genellikle çözemezler. Öfke duyarlar çünkü kendilerini kurban olarak görürler.

Onaylamak kendi kendisinin bir sonucudur. Bir çocuğun üzüntüsünü yok etmek, davranışını değiştirmek veya onu kontrol altına almak için kullandığımız bir yöntem değildir. Onaylamak ve dikkatle dinlemek, çocuğun kendini ifade edebilmesi için kendini güvende hissetmesini sağlamak üzere kullandığımız bir yöntemdir; sevgimizi ve içtenliğimizi göstermenin bir yoludur. Onu onayladığımız zaman çocuk, hissettiklerini hissetme ve kendini tam olarak ifade edebilme konusunda kendini güvende hisseder.

Duygularını onaylarken, durumu daha da dramatikleştirmekten veya duygusal tepkilerinizi ortaya koymaktan kaçının.

Çocuklar, onlara acı veren duygulara takılıp kalmazlar. Güçlü bir şekilde hayatlarına devam ederler çünkü bu duygularla ilgili geçmişten gelen yükler taşımazlar. Onlara, yetişkinlere has “kendi ıstırabı içinde yuvarlanma” sanatını öğretmekten kaçının.

Çocuk, anlaşılma ihtiyacı bir kez karşılandıktan sonra yoluna devam edebilecektir. Yoluna devam edebilme becerisi, onun belirli bir olaya takılıp kalmasını ve bu olayı, hayatının geri kalan kısmını olumsuz etkileyebilecek bir hikayeye dönüştürmesini de engeller.

Küçük çocuklar azarlandıkları zaman genellikle ebeveynlerinin yoğun duygularından ve yargılarından korkarlar ve kendilerine anlatılmak istenen şeyi kavrayamazlar. Geçerli sözlerin sert bir dille ifade edilmesi veya gizli bir suçlamanın tatlı bir sesle dillendirilmesi bile, küçük bir çocuğun duyguları için çok yoğundur ve ilgisi durumun farkına varamayacak kadar dağılır. Çok korkmuş veya incinmiştir. Bir çocuk, ancak hayatın akışının değişmediğini, gördüğü sevginin sekteye uğramadığını ve onurunun incinmediğini hissettiğinde, evdeki büyüklerin alışkanlıklarının ve isteklerinin farkına varabilir. Bizimle birlikte yaşamayı öğrenmek için yardıma ihtiyacı yoktur; sadece ona güvenmemize ve onun öğrenme sürecine müdahale etmemememize ihtiyacı vardır.”

Daha ne denebilir ki!

Çocuğunuzla Birlikte Büyümek

Damara-Çocuk aracılığıyla yeni bir kitap keşfettim: Çocuğunuzla Birlikte Büyümek.
Sanırım tüm kitabı buraya alıntılayacağım…

Bugüne kadar “Çocuk” konusunda epey bir kitap okudum, kendi inanç ve görüşlerime uyanları birebir Deniz ile yaşadıklarıma da uyarladım, oldukça güzel tecrübeler de edindim ama bir türlü bu birikimi yazılı bir materyal olarak sentezleme kabiliyetini gösteremedim, gösteremiyorum….Ne zaman ki çalışkan & planlı&programlı & düşündüğünü hemen eyleme döken kişiler bu sentezleme işini yapıyorlar, pek bir memnun oluyor, bol bol reklam yapıyor ve teşekkürlerimi gönderiyorum.
Tüm ebeveynler bu kitabı mutlaka okumalı, özellikle KONTROLCU ebeveynler…

“…Kontrol etmenin hiç faydası yoktur, çünkü insanların doğasında kontrole direnmek vardır. İster nazik bir şekilde baskı uygulayın, ister kapalı bir şekilde yönlendirmeye çalışın, uyguladığınız kontrol yöntemleri sadece çözmeye çalıştığınız sorunlara yol açar.

Hayatını kendisi çizen bağımsız bir çocuk, yapıcı bir şekilde davranır çünkü böyle davranmayı ister. Davranışları, korku veya takdir ihtiyacından değil, mutluluk ve sevgiden kaynaklanır.

İşlerini yapmasını, sessiz olmasını, ağlamaya son vermesini, yemeğini yemesini vb. nasıl ‘sağlayabilirim?’ şeklindeki tipik sorular, çocuğu kontrol etme isteğimizi gösterir. Çocuğun, ebeveyninin isteğini ‘yerine getirmesini’ sağlamakla ilgilidir. Çocuk, kendi isteğinden vazgeçmelidir, yani kendinden vazgeçmelidir. Fakat çocuklarla ilgili sorunların çoğu, çocuğun kendi isteğinden vazgeçmesinden kaynaklanır. Ancak hayatını kendisi yönetebilen bir çocuk yapıcı şekilde davranır çünkü davranışları öfke, korku ve stresten değil, mutluluk ve sevgiden kaynaklanır.

Çocuğunuza hayatını yönetebilecek kadar güvenme cesaretini gösterebilirseniz, çocuğunuzun özgün isteklerine ve tercihlerine hayran kalacağınız son derece tatmin edici bir ebeveynlik deneyimi yaşarsınız. Bu koşulsuz bir sevgidir; çocuğunuzun nasıl olması gerektiği yönündeki düşüncenizi değil, çocuğunuzu sevmektir. Sevgi ancak koşulsuz olduğunda sevgidir. Sevgi, herhangi bir davranış veya başarı karşısında sunular bir ödül olarak kullanıldığında, artık sevgi olmaz; ‘ver ve karşılığını al’ şeklinde bir ders haline gelir.”

A.S.Neill ve Summerhill: Özgürluk Okulu

Alexander Sutherland Neill
17 Ocak 1883 – 23 Eylül 1973
İskoçya doğumlu İskoç eğitimci, yazar ve psikolog

Neill, İskoçya’da Forfar kasabasında, öğretmen bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babasının öğretmenlik yaptığı ilkokulun tüm sınıflarının tek bir oda içinde ders gördüğü bir köy ilkokulunda eğitim gördü. 1912′de Edinburgh Üniversitesi’ni bitirip M.A. derecesini aldı. 1914′te Gretna Green Okulu’nda müdür oldu. Bu süre zarfında, okulda verilen eğitimden duyduğu hoşnutsuzluk daha sonra yayımladığı yazılarında görülebilir. Bu yazılarda, kendisini “çocukları ezik ve sinik olmaları için yetiştiren eğitim sistemi aleyhinde durmak için yeteri kadar Nietzsche takipçisi” olarak tanımlayacak ve “sorgulayan, yıkan ve yeniden inşa eden akıllar şekillendirmeye çalıştığı’nı” belirtecektir.

Neill’e göre eğitimin amacı çocukları hayata hazırlamaktı. Şimdiye kadar geliştirdiğimiz uygarlık; eğitim sistemlerimiz, politikalarımız, dinlerimiz, ekonomilerimiz faizi, soygunculuğu, sömürüyü, savaşları ve doğanın kirletilmesini ortadan kaldıramamıştır.
Neill’e göre bir çocuğun mutluluğu, yetişirken vermiş olduğu kendi kararlarına en üst düzeyde saygı gösterilmesine ve çocuktaki “kişisel özgürlük” hissine bağlı olarak gelişiyordu. Çocukluk döneminde bu özgürlük hissinin yokluğu ve buna bağlı olarak gelişen baskılı çocukluğun mutsuz tecrübeleri, yetişkinlikte ortaya çıkan birçok psikolojik sorunun kaynağıydı.

1921′de Neill, düşüncelerini kanıtlamak amacıyla Summerhill Okulu’nu kurdu. Bu fikirler arasında, çocukların derslere girmeye mecbur edilmediğinde daha başarılı oldukları düşüncesi de vardı. Ayrıca bu okul demokratik ilkeler ile yönetiliyor ve okul kurallarının ne olacağını belirlemek amacıyla düzenli toplantılar yapılıyordu. Bu toplantılarda çocuklar okul personeliyle eşit oy hakkına sahiptiler.

Summerhill Okulu deneyimi, geleneksel okulların baskısından uzak olan öğrenicilerin yan gelip yatmak yerine kendi kişisel motivasyonlarını sağlayarak karşılık verdiklerini ortaya koydu. Dıştan dayatılan zorlamacı disiplin, kişinin içindeki öz-disiplinin gelişimini engelliyordu. Bu nedenle Neill, Summerhill’e giden öğrencilerin, zorlayıcı kurallarla eğitim veren diğer okulların öğrencilerinden daha iyi gelişmiş bir eleştirel düşünme yeteneğine ve çok daha fazla öz-disiplin sahibi oldukları değerlendirmesini yapmıştır.

Summerhill okuluna kabul edilen öğrencilerin genellikle sorunlu özgeçmişe sahip, özellikle mutsuz bir ruh haline neden olan huzursuz ve ilgisiz ailelerden geldiğinin gözönünde bulundurulması daha aydınlatıcı olacaktır. Summerhill’in iyileştirici ortamı, geleneksel okullar tarafından reddedilen sorunlu öğrencilerin bile başarılı bir gelişme gösterdiklerini kanıtlamıştır.

Çağdaşı olan Sigmeund Freud ve Willhelm Reich’in çalışmalarından oldukça etkilenen Neill, cinsel düşünceler karşısında insanların utanmalarına ve günahkarlık hissetmelerine neden olan cinsel baskıya ve Kraliçe Viktoria tarafından çıkarılan cinselliği baskı altına alıcı kanunlar nedeniyle ödediği ve haksız olduğunu düşündüğü cezalara sonuna kadar karşıydı. Cinselliğe karşı olmanın hayata karşı olmak anlamına geldiğini açıkça belirtmesi, cinsel baskının dorukta olduğu Viktoria döneminde onu zamanının birçok kişi ve kurumunda olduğu gibi “istenmeyen” kişi haline getirmiştir.

Öğretmenlik kariyeri boyunca 1916 yılından başlayarak, İskoçca’da öğretmen anlamına gelen “Dominie” serisi de dahil olmak üzere düzinelerce kitap yazmıştır: Amerikan eğitim çevrelerinde en çok yankı uyandıran ve adeta bir fırtınaya neden olan Özgürlük Okulu: Çocuk yetiştirme Konusuna Köktenci Bir Yaklaşım(1960) adlı kitabıdır. Son çalışması ise Otobiyografisidir:(Neill, Neill, Orange Peel!)(1973) Ayrıca çocuklar için Yaşayan Son Adam gibi mizah kitapları da yazmıştır.

A.S. Neill, iki kez evlenmiş ve ikinci eşi Ena Wood Neill, kızları Zoe Readhead dünyaya gelinceye kadar Özgürlük Okulu’nu müdüre sıfatıyla A.S.Neill ile birlikte yönetmiştir.

A.S.Neill’den alıntılar

Neill’in “Sorunlu Aile”sini okuyorum. Öyle çarpıcı, öyle etkileyici tespitleri var ki, oha oluyorum kelimenin tam anlamıyla…

“…sıkı ev disiplininin en geniş anlamıyla hadım edilmeyi, yaşamın hadım edilmesini hedeflediğini söylemek hiç yersiz olmaz. Hiçbir itaatkar çocuk özgür bir yetişkin olamaz; cinsel arzularını kendi kendine doyurması nedeniyle cezalandırılan hiçbir çocuk, hiçbir zaman tam anlamıyla cinsel boşalma yetisine sahip olamaz. Anne babanın kendinin olmayı başaramadığı kişiyi çocuklarında görmek istediğini söylemiştim, dahası var; duygularını bastırmış her ana baba, çocuğunun hayattan kendisinin aldığından fazlasını almamasını sağlamaya kararlıdır. Ölü ana babalar, çocuklarının canlı olmasına meydan vermezler!”

Bizler ne durumdayız? Duygu hayatımız, cinsel hayatımız ne durumda? Hiç bakıyor muyuz kendimize? Neleri bastırıyor; dolaylı olarak çocuklarımıza bastırılmış hangi duygularımızı aktarıyoruz?
Çok zor sorular bunlar, biliyorum ama mutlaka konuşup irdelenebilmeli…utanıp sıkılmadan…

Çocuk Gelişimi Kitapları Üzerine

Yazamıyorum…ama bol bol okuyorum. Hatta beğendiğim şeyleri buraya not düşmek istiyorum ama vallahi de billahi de zamanım kalmıyor. Neyse yine Zaman muhabbetiyle uzatmayıp şu yirmi dakikamı iyi değerlendirmeye bakacağım…

Bu aralar Çocuk Eğitimi üzerine kitaplara sarmış durumdayım. Elbette her kitap benim değerlerime, inançlarıma, fikirlerime, gelecek vizyonuma hitap etmiyor. Aralarından işime yarar bilgileri almaya ve uygulamaya özen gösteriyorum. Aslında bu konuda yazacak o kadar çok şey var ki çünkü hem anne/babalar olarak bizler hem de minik yavrularımız güya “eğitim” başlığı altında feci bir dejenerasyona maruz kalabiliyoruz.

Dr.Thomas Gordon’un Etkili Anne Baba Eğitim isimli kitabını okudum son olarak.
Nihan’a da yazdığım gibi yeni bilgiler edinmeyi çok seviyorum. Bu kitapta da A.S.Neill’in Özgürlük Okulu’ndaki gibi çok kullanışlı bilgiler buldum. Kimine yok ya olamaz deyip karşı çıktım, kimine şapka çıkardım, kimine temkinli yaklaşıp sorular sordum, notlar aldım…bunlar üzerinde hala düşünüyor ve uygulama sonuçlarını mutlaka test etmek istiyorum…neticede teorik olarak epey bir faydalandım kitaptan.

Buraya kitabın son bölümlerinden bir iki paragrafı özellikle yazmak istiyorum çünkü bana göre bir İnsan Yetiştirme’nin ana ilkesini, ana prensibini özetlemiş. Çatıyı kurmuş, aynen Halil Cibran’ın yaptığı gibi…Benim için de olay aynen budur!

“Sağlıklı insan ilişkilerinde her kişi karşısındakinin kendisinden ‘ayrı’ olmasına izin verebilir. Bu ayrılığı kabul ne denli çok olursa karşımızdakini değiştirme, davranışlardaki farklılığı kabullenmeme ve insanların biricikliğine hoşgörüsüzlük o denli az olur.

Ebeveynlere sık sık şunu anımsatma gereği duyarım: ‘Bir yaşam verdiniz, şimdi çocuğun ona sahip olmasına izin verin. Verdiğiniz bu yaşamda ne yapacağına kendisi karar versin.’

Çocuğun, anne/babadan ve onların kendisi için yaptıkları projelerden ne denli farklı olursa olsun, olmak istediği şeyi olmaya hakkı vardır. Bu onun başkasına devredilemez Hakkıdır!

Ebeveynler bu dünyaya çok çeşitli çocukların geldiğini ve onların da gideceği çok çeşitli yoların olduğunu kavrararlarsa kabul edemeyecekleri davranış sayısı çok azalır.

Ve son olarak,

“Çocuğunuzun ÖZEL bir şey olmasını istemeyin; yalnızca OLMASINI isteyin” derim. Böyle bir tavırla ebeveynler her çocuğa karşı daha çok kabul edici olduklarını ve her birini ‘kendi istediği gibi olurken’ izlemenin ne denli neşe ve heyecan verici olduğunu fark ederler.

Kesinlikle çok doğru!

Kaynak: Dr.Thomas Gordon, Etkili Anne Baba Eğitimi

Kitap Okumak

Kitap okumayı çok seviyorum çünkü,

Sabit fikirlerim yerle bir olup esneyebiliyor…
Düş dünyam zenginleşiyor…
Kelime hazinem genişliyor…
Eleştirel zihin faaliyete geçiyor…
Bir sürü bir sürü -kimi gerekli kimi gereksiz- şey öğreniyorum…
Kendimle baş başa kalabiliyorum…
Sayfalar üzerine not düşmeyi, sorular sorup yanıtlamayı seviyorum.
Okuduklarımı uygulama arzusuyla hızla eyleme geçiyorum…
Kitaplığımı açıp seyretmeyi çok seviyorum…
“Best”lerimi alıp tekrar tekrar okumayı çok seviyorum çünkü her seferinde daha önce fark etmediğim başka bir şeyi fark edebiliyorum.
Deniz’in her birini büyük bir istekle yere indirip tekrar raflara koymaya çalışmasını izlemeyi çok seviyorum…
Bir kitabı elime alıp içinden alıntılar paylaşmayı çok seviyorum…
Karakterlerle özdeşleşip onların duygularına ve hayatlarına dokunabilmeyi çok seviyorum…

Ama ama İnternette kitap okumayı hiç sevmiyorum!!!!

2009′un benim için bestseller’ını açıklıyorum: ÖZGÜRLÜK OKULU, A.S. Neill

Şaşkınlık…

Bir insan herhangi bir şey karşısında şaşkına dönüp tiksinti duyuyorsa, bu onun en çok ilgilendiği şeydir. 

Aşırı erdemli kişi, çıplak ruhuyla yüzleşmeyi göze alamayan bir töretanımazdan başka bir şey değildir.

A.S.Neill, Özgürlük Okulu’ndan…

Yığınlar

Toplum yapısı özgürlüğe düşmandır. Toplum yani yığınlar yeni düşünceler karşısında tutucu ve nefret doludur.

Moda, yığınların özgürlük karşısında duyduğu nefreti simgelemektedir. Yığınlar tekdüze benzerlikten yanadır.
Ve biz bireyler, yığınların aptalca kurallarını serinkanlılıkla kabulleniriz.

A.S. Neill, Özgürlük Okulu’ndan…

özdüzenleme

Özdüzenleme, insan doğasının iyiliğine inanmaktır; bu, ilk günah diye bir şeyin olmadığına duyulan inançtır.


A.S.Neill