Delirmiş olmalıyım!
Yine hayatın muhalefet kısmında yaşamaya başladım.
Her şeyi kafaya takıyorum.
Niye insanlar bu kadar çok cep telefonuyla konuşuyorlar?
Neden bu kadar pisler?
Neden çocuklarına karşı bu kadar kabalar?
Neden yaşam amacımız daha çok konfor elde etmek üzerine kurulu?
Mecbur muyuz bu kadar çok araba, bu kadar çok klima kullanmaya?
Neden toplumun bir kısmı pervasızca para harcarken, diğerleri acı ve yokluk içinde mücadele ediyorlar hayatla?
Neden benim ülkemde insanlar bir ikinci işte daha çalışmak zorundalar?
Neden? Neden? Neden?
Sahip olduğum spiritüel bilgiler bile bazen yetersiz kalıyor içimde hissettiğim acıyı anlamaya…
Bugün iş yerine ordino almaya 65 yaşlarında bir amca geldi. Saçları bembeyaz olmuş, elleri kırış kırış ama tertemiz, gözlerinde kara siyah bir yorgunluk, -kimbilir nasıl bir mücadele verdi bu zamana kadar-elinde evrak dosyası, bizden çıkıp başka bir acentaya gidecekti. Mutlaka emekli olmuş olmalı ama halen çalışmak zorunda! Neden? Çünkü yaşamak ve ailesini yaşatmak için Para kazanmak zorunda! İçinde boğulmadan varolma savaşı verdiği Kapitalist sistemin başka bir alternatifi yok ne yazık ki…
İçim acıdı o çıkıp giderken…yine bir sürü isyan duygusu bastı yüreğimi…dün akşam da teyzemi ve çocuklarını bırakıp, gece taksi durağında çalışmaya giden emekli eniştecim geldi aklıma, daha da bir ağırlaştı yüreğim…
Kaldıramıyorum bunları, hemen kaçmak istiyorum bu duygu ve düşüncelerden…
Hep yaptığım gibi, kendimi fiziken tüketmeye vuruyorum…Düşünmemek için, biliyorum…
Yine öyle yaptım. Vapurdan Karşıyaka’da indim, eski mahallemize yürüdüm.
Oradan Bostanlı’ya döndüm, yine yürüdüm yürüdüm. Markete girip ufak bir torba yüklendim. Eve gelip çamaşırları makineye koydum, mutfağa girip iki çeşit yemek yaptım. Tolga geldi, baktı yine arıza modundayım, hiç bulaşmadı. Çamaşırları astığım gibi kendimi dışarı attım. Önce site içerisinde bir güzel koşarım dedim, sonra hızımı alamadım, sahile vurdum. Akşam serinliğinden istifade etmek isteyen insan seli arasında delicesine koştum koştum koştum,
çiğdem çekirdeklerini ve pet su şişelerini pervasızca etrafa savuran insanlara öfke dolu bakışlar fırlattım. Belediyenin yapmış olduğu meşhur spor parklarındaki aletlerde -çok iyi işlev görüyor bu aletler bu arada- 20 dakikaya yakın ondan indim buna bindim, karın kaslarım artık acı bize diyene kadar mekik çektim. 11′de eve geldim, gelirken 15 katı yürüyerek çıkmayı aklımdan geçirdim ama gücüm o kadarına yetmedi
Kafam karmakarışık. ITunes’de BossaNova Breakfast dinliyorum. Dışarıda güzel bir rüzgar var, kafamı uzattım mı denizi ve gökyüzünde tüm ihtişamıyla parlayan Hilal’i görebiliyorum…
Delirmiş olmayı diliyorum. O zaman Hayat daha kolay, bu sorular da daha anlamsız gelecek, biliyorum…

