En nihayetinde bizim eve de geldi. Hoşgeldi!
Yaklaşık 1 aydır her gün Şimşek, Mater, Sheriff, Tom ve diğerleri ile yatıp kalkıyoruz diyebilirim.
Her gün mutlaka filmi izleniyor, akşam diyalogları bir bir tekrarlanıp kahkahalarla gülünüyor.
Şimşek boyamaları, Şimşek çizimleri yapılıyor, Şimşek yorgan ve yastığı çadır haline getirilip, içinde bilimum yarışlar düzenleniyor.
Tüm karakterler bir çamaşır ipiyle birbirine bağlanıp, koltuk, masa, sandalye, mutfak bankosu, çamaşır makinası…üzerinde gezdirilip, olmadık bir yere park edilebiliyor. Tuvalete adım atıyorum, ayağımın altında bir Cars karakteri! Çekmeceyi açıyorum, başka bir Cars karakteri! Gece uyanıp da gözümü açtım mı gördüğüm ilk şey Cars ekibi ! Simbiyotik bir yaşam sürüyor bizim evde anlayacağınız
Çocuğum çıldırdı! Tuvaletini yaparken bile kucağında Şimşek ve tırı, sürekli anlatıyor sürekli….Kendini Şimşek zannediyor, koridorlar arası koşarken, dırn dırn sesler çıkarıp duvarlara tosluyor, sonra Mater gibi geri vitese takıp deliler gibi dönmeye başlıyor…Allah’ım ne komik manzaralar, ne komik…
Geçen haftasonu koca tırı ve ekibini yanımızda taşıdık. Belediye otobüsünde, en arka iki koltuk bize ve Cars ekibine aitti
Başka bir ufaklık gelip almaya yeltendi de, kızılca kıyamet koptu. Bizimki vermem diyor, diğeri isterim diye yırtınıyor..O sırada benim düşüncelerim: Şimdi bu çocukların bilinçaltına ne yönde bir mesaj gidiyor, hangisi örseleniyor ![]()
Eylemim ise: Bu arabalar senin Denizcim. Yanımızdalar…İstemediğin sürece kimseye vermek zorunda değilsin. Hadi şimdi biz inelim bu durakta…diyerek hem bizimkinin hem de diğerinin ızdırabına bir nokta koyuyorum. Allah’tan karşımdaki anne sevgi dolu, şefkatli bir anne de, o da çocuğunu kucaklıyor,anlayışla gülümsüyoruz birbirimize…
İşte böyle…İçimiz dışımız Şimşek Mcqueen ve arkadaşları oldu. Şaka bir yana, Deniz ile birlikte filmi defalarca ve defalarca izlerken (bu arada Tolga ya da ben evdeysek, mutlaka yanına bizi de oturtup izletiyor), nasıl oldu da böyle bir eğlenceyi daha önce kaçırdık diye hayıflanıyoruz Tolga ile. Müthiş bir şey! Çok başarılı bir çeviri, çok çok çok başarılı bir seslendirme ve çok çok çok çok başarılı, inanılmaz sempatik görseller…Aynı eğlenceyi Ice Age’de de yaşamıştık, Nemo’da da ama bunda aştık kendimizi, biz de hastası olduk Mater ve Şimşek’in! O dişler nedir yarabbim öyle….
Teoride, çocukların bu tarz film karakterlerine sarsılmaz bir tutkuyla bağlanması çok itici gelirdi bana. Halen de geliyor, sevmiyorum bir çocuğun donundan çantasına kadar her yerini Disney karakterlerinin kaplamasını. Açıkçası burada iş daha çok biz ebeveynlere düşüyor, biraz seçici ve sınırlayıcı olmak lazım diye düşünüyorum çocuğu çok üzüp zedelemeden. Ama uygulamadaki bir yanım da diyor ki, şu an bir zirve yaşıyor, öyle bir doyuma ulaşıp tatmin olacak ki, kendiliğinden inişe geçip, bitecek, bırak yaşasın, bırak kendi içinde tatmine ulaşsın. Müdahale etme, kesintiye uğratma, hayal kırıklığı yaşatma, kendiliğinden sonlanmasına müsade et sadece.
Öyle de yapıyorum ve keyifle izliyorum.
Bu arada, bundan sonraki dönem Dinozor dönemiymiş, Pi-nik Kuş ve diğerlerinden takip ediyorum. Vallahi doğru, şu meşhur Dinozor etkinliğine gittiğimizden beri, havada uçan büyük KUŞ’ları anlatıp duruyor


