İçinde Yaşam Olmayan Evler

Yaşadığımız sitede, müstakil, tek ya da çift katlı, önünde & arkasında kocaman bahçeleri olan, kışın bile bu bahçelerinden rengarenk çiçekleri eksik olmayan şahane evler var. Bu evlerin içindeki yaşamları düşünmek, yemyeşil çim bahçelerini hayran hayran izlemek ve o bahçelerin içinde kendimizi hayal etmek, beni her zaman büyülemiştir. Geçtiğimiz kış balkonlarına öyle bir Noel ağaçları kurdular ki, Deniz ile aramızda hangisi daha süslü, hangisinin yıldızı fazla, hangisinin ışıkları daha parlak yarışmaları bile düzenlemiştik….Pazar sabahları site içinde yürüyüş yaparken, sıcacık balkonlarında kahvaltı edip gazete okuyan ev sakinlerini gördükçe, ah diyordum ah, bu bahçelerin keyfine baharda ve yazın hiç doyum olmaz. Çiçeklerin arasında, çimenlerin üzerinde yapılacak taze sabah kahvaltıları, yalın ayak yapılacak bahçe bakımları, ekilecek yeni çiçekler, yıkanacak verandalar, kuytu bir köşede çekilecek kısa öğle uykuları, akşamüzeri beş çayları…bir de kendimizi yerleştiriyordum bu dekorun içine. İflah olmaz bir hayalperestim bu konuda, ne yapayım!

Lakin, bahar geldi geçti, yaz bitiyor, yaşadım ve hayretle görüyorum ki, bu evlerin neredeyse hiçbirinde görmeyi “arzuladığım” bu manzaralarla karşılaşamadım! Yüzde 99′unun panjurları kapalı, kapıları kilitli, bahçeleri büyük bir ıssızlığa terk edilmiş durumda.
Nerede bu güzel evlerin insanları, nerede yaşamları demiştim Tolga’ya kaç ay önce birlikte yürürken. “Bu kadar saf olma, burada böyle evi olan insanın, mutlaka ki yazlığı da vardır.” demişti. Doğru, peki ama bir güzel bahar boyunca neredeydi bu insanlar? Neden birkaçını bile bahçesini kendi sularken, çiçeklerine bakım yaparken, toprağını havalandırırken, arkadaşla & dostla & akrabayla o güzel bahçede zevkli bir sofrayı paylaşırken görmedik? Neden o güzel verandalarında oturup gördükleri güzellikleri içine çeken mutlu ve huzurlu yüzlerle karşılaşmadık? Neden kapılarını açıp hafif bir rüzgarla perdelerinin havalanmasına izin vermiyorlar? Neden çocuklar yok bu bahçelerde? Ses yok, ışık yok, hareket yok…hayat daha ziyade dondurulmuş bir film karesi gibi! Maketi yapılıp büfe üzerine konan ama dokunulmasına izin verilmeyen süs objesi gibi!
Elbette insanlar “benim hayallerimi” gerçekleştirmek üzere yaşamıyorlar ama kardeşim hiç mi yaşanmaz bunca güzellik, hiç mi tadına varılmaz, hiç mi doya doya içine çekilmez???

İçinde yaşam olmayan bu evleri sevmiyorum ben.
Soğudum resmen, hemen B planını devreye soktum.
Madem onlar yok, ben hayallerimi gerçekleştireyim bari dedim…
Sitenin güvenlik görevlileriyle aram iyi, onlardan müsade isteyip hemen bir misilleme yapacağım bu bahçelere yarın sabah. Çiçekleri sulayıp, bahçeyi yıkayacağım en azından.
Eh, bir çay da ikram ederler bizim güvenlik görevlileri.
Bir biz yaşayalım bakalım bu güzellikleri…

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.