Tekne Gezimiz

Geçen Pazar bir arkadaşımız bizi Foça açıklarında teknesiyle geziye çıkardı.
Ne diyebilirim ki, muhteşem bir gün geçirdik!
Derin ve temiz sularda yüzmeyi, suyun içindeki ışık oyunlarıyla dans etmeyi, minik balıklar tarafından cimciklenmeyi, genzimi yakan ama buna rağmen tüm bedenimi temizleyip dirilten o tuzlu deniz suyunu, ufacık bir dalışla binbir çeşit canlılığın insanlığı utandırırcasına sergilediği ahenkli ve renkli yaşamı izlemeyi nasıl da özlemişim nasıl!
Denize olan sevdamızdandır oğlumuza da “Deniz” ismini koyuşumuz…Denize açıldık mı bu dünyaya ait tüm saçma sapan değer yargılarımın nasıl olup da sıfırlandığını görmek beni hep çok şaşırtmıştır. İnanılmaz bir boşluk, inanılmaz bir hafiflik…suyla, güneşle, engin ufuklarla, pıtı pıtı yelken sesiyle, o küçücük canlılarla BİR’siniz! Karaya ait tüm endişeler, beklentiler, geleceğe atfedilen planlar & projeler & hedefler, ay sonunda ödenmeyi bekleyen faturalar, yok çocuğun okulu, yok ev kirası, yok araba kaskosu, yok ilişkileri dengede tutma oyunları…gibi dünyaya ait tüm yapay sahip olma ve kontrol etme oyunları denizde sıfırlanıyor resmen. Hiçbir endişem kalmıyor hiçbir, sanki doğduğum yere geri dönmüşüm, sanki bu dünyada ölüp, orada dirilmişim gibi yepyeni bir BEN, yepyeni duygular…Geçmiş yaşamlarından birinde deniz kızı falan mıydım acaba? Bir regresyon terapisi ile buna bir bakmak lazım :)

Bunu daha sık yaşamalıyız dedik Tolga ile. Hatta Eylül’de hemen (2) geceliğine sözleştik arkadaşımızla, gecenin zifiri karanlığında, battaniyelere sarılıp, yıldız oyunları oynayacağız güvertede.

Gezinin bazı bölümleri hüzünlüydü aynı zamanda. Çılgın gençliğimin Göcek günlerine uzanıp, şimdi başka bir alemde varlığını sürdüren, belki de yeni bir dünyaya doğan sevgili arkadaşım, gençliğimin diğer yarısı, tüm başkaldırılarımın ortağı, hayalkırıklığı ve acılarımın manevi şifacısı Pınar’ımla birlikte tekrar daldım sulara. Gözyaşlarım ve deniz tuzu birbirine karıştı, halen O’nun gitmiş olduğunu kabullenemediğim gerçeği bir kez daha dikildi karşıma, yüreğim çok acıdı çokkk. Gülen yüzünü karşıma alıp, “seni çok özledim çılgın dostum çok” dedim ve onu seçimleriyle bir kez daha baş başa bırakabilmenin zor ama huzur dolu duygusuyla yolcu ettim. O gittiğinden beri bir kez bile Göcek’e gitmedim, gidemedim, gidebilir miyim, Işık Teyze’me sarılabilir miyim, tekrar odasına girip birlikte yattığımız yatağına uzanabilir miyim, bilemiyorum, halen o gücü bulamıyorum, halen…

Bu gezinin elbette ki en güzel tarafı minik Kaptan’ımızın da bizimle birarada, son derece uyumlu ve mutlu bir şekilde olaya dahil olabilmesiydi. Kamarada uyuma denemeleri bile yaptık yatılı geziler için. İşte Deniz Kaptan’dan birkaç foto…

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.