Bilgi Yarışması

Dün akşam Kim 500 Milyar İster yarışmasındaki bir soruyu gidip Tolga’ya sordum:
“1942 yılında çıkarılan bir kararnameyle Türkiye’de aşağıdakilerin hangisinin imalatı yasaklanmıştır?
Seçenekler: Ekmek, Köfte, Pasta ve Bira” dedim.

Cevap Deniz’den geldi: “Köpekbalığı olabilir mi acaba?”

Acayip komik bir çocuk. Ne laflar ne laflar. Hangi birini kaydedip, hangi birini yazacağımı şaşırıyorum. Kaydetmeyince de unutuyorum :(

Canım oğlummmmm, iyi ki varsın, iyi ki bizim aracılığımız ile dünyaya doğmayı seçmişsin, biz seni çok ama çok ama çokkkkk seviyoruz!

Annen & Baban

Yazdan Kalma Kareler

Fotoğrafları Tolga’nın telefonunda bulunca hemen arakladım.
Şu yağmurlu ve kasvetli günde habire bakıyor, özlem gidermeye çalışıyorum…

İzmir’de Kar!

Kesinlikle tarihe not düşmek lazım!

Gözlerime inanamadım…Hava ne kadar da puslu bugün diyorum kendi kendime…Saat 7.30 civarları.
Kargo bokunu yemeden uyanıp, saat 7 gibi tekrar uykuya teslim olan minik kuşumun yanında gözlerimi açtığımda ilk fark ettiklerimdi bunlar. Sonra perdeyi aralayıp o sisin uçuşan kar taneleri olduğunu görünce resmen fırladım yataktan!

Eh, bilmem kaç yılda bir böyle bir doğa olayına tanık olunca yaşadığımız şehirde, görgüsüzlük oluyor ister istemez, yapacak bir şey yok, hoşgörülecek çok şey var!

Ne sevinç ne sevinç! Deniz’e “kalk annecim, kar yağıyor diyorum”, sarsıyorum çocuğu o heyecanla, “yok ben uyucam” diyor. Cins cins….Daha geçenlerde yağmur yağarken ne zaman kardan adam yapacağız diyen başka biriydi sanki…

Elimde fotoğraf makinesi, bir o cama, bir bu cama koşuyorum evin içinde, lakin o kadar minik ve o kadar hızla savrulup dağılıyorlar ki havada, objektifin yakaladıklarını ekranda görmeniz mümkün değil!

Yok böyle olmaz dedim, attım kendimi aşağıya atkı, bere, eldiven ne varsa sarınıp. Zira hava -2 dereceydi. Sanırım bir rekordur İzmir’de…

Çok kısa bir sürede, o kristal berraklığındaki kar taneleri kocaman dolu taneleri boyutuna ulaşıp, ağaçların, arabaların, çimlerin, çatıların….ona zemin sunan ne varsa her yerin üzerini bembeyaz bir örtüyle kaplayarak, tertemiz bir gün armağan ettiler bize. Bir kez daha şaştık aslında doğanın kendi içinde nasıl da büyük sürprizler saklayabildiğine..o anlatılamaz yaşanır güzelliğe… Yaratıcı’nın ustalığına, hiçbir insan zihni ve elinin ulaşamayacağı görsel şölene…

Vapuru es geçip, bir otobüs yolculuğu armağan ettim kendime daha çok kar ve daha çok mutlu insan manzaraları görebilmek adına.

Zira en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes ÇOCUK oldu dün İzmir’de…O eğlence, o coşku, o heyecan, o ışık…hakikaten günümüze farklı bir güzellik kattın sevgili KAR.
Herkesin yüzünde kocaman gülümsemeler, kime baksanız gülümsüyor, kime baksanız karın mutluluğunu yaşıyor ve o enerjiyi aktarıyor birbirine…

Bu bile yetti, bu bile…

Tek üzüldüğüm çocuğumla bu coşkuyu birlikte yaşayamamak oldu…onunla kardan adam yapıp, kar topu oynamanın hayallerini kuruyorduk oysa nicedir.
Belki izin verirler iş yerinden, “hadi gidin evinize, yaşayın bugünü gönlünüzce sevdiklerinizle”derler diye bekledim ama nafile. Eski patronumuz olsa sevgili Bay Miloviç’imiz, babamız, kesinlikle derdi, biliyoruz…gidin ve bugünü doyasıya yaşayın derdi..
Bunların akılları, fikirleri iş iş iş!

Annem çıkardı Deniz’i elbette dışarı…Zaten bizim parklar çoluk çocuk doluymuş…Pek bir coşup eğlenmişler ama bir adet eldiveni bile olmadığı için çocuğumun, elleri çok üşümüş. Akşam anlatıyordu bana, “Ebru dışarısı çok soğuktu bugün. Ellerim dondu, bak…” diye. Hakikaten karın soğuğundan sanırım, yanmış elleri, kırmızı kırmızıydı…”Ne güzel işte dedim, sana hiç unutmayacağın bir hatıra Denizcim.”

Bunlar da cep telefonumdan kar manzaraları…