Affetme İhtiyacı

İçimde saklı duran öfke ve kırılmışlığı kabullenmeli ve daha çok affedebilmeliyim.

Bunu sözde değil, yüreğimin en derininde, sevginin ve güvenin en çok ihtiyaç duyduğu kimliğimde yapabilmeliyim.

O zaman gelen ne olursa olsun beni güçlendirmek için geldiğini, ortada suçlu olmadığını ve herkesin dünya sahnesinde kendi realitesini gerçekleştirmekle meşgul küçük figüranlardan ibaret olduğunu derin şuurumda idrak edebileceğim.
Böyle durdukça -öfkeli bir mesafe ve tehditkar bir söylem- hiçbir meseleyi halledemediğim gibi, kendi enerjimi de gereksiz yere tüketiyorum.
Bu durumda, birinin, daha farkında ve uyanık olanın, senelerdir aynı şekilde süregelen döngüyü kırması ve yeni bir başlangıç yapması gerekiyor.
Kimse kimsenin kurtarıcısı değil elbette ama farkında olan, bu değişimi gerçekleştirmekten sorumlu.
O yüzden, diğer kişinin %97 suçlu olduğuna emin olsak bile, kendi %3′ümüzü değiştirmekten hala biz sorumluyuz!

Kazıkçı zihniyetleri kınıyorum!

Geçen haftaki soğuğa alışkın olmayan biz İzmirliler, bu haftasonu güneşi görünce kendimizi sokaklara vurduk.
Bostanlı sahili, iğne atsan yere düşmez misali tıka basa insan doluydu. Tüpünü, piknik sepetini, bisikletini. uçurtmasını…kapan gelmiş!
Manzaranın ilerleyen saatlerde çığrından çıkacağını bildiğimiz için, biz erken çıktık bisikletimizle…gayet güzel yürüdük, Deniz bisiklete bindi, biraz top oynadık, biraz teknelerin pervanelerini inceledik derken ufak bir şeyler atıştıralım diye koca sahildeki iki cafeden birine oturalım dedik.
Bu vesileyle, nacizane blogumdan, güzel havayı fırsat bilip iki çay içmek için mekanlarına oturan kendi insanlarını kazıklayan fırsatçı zihniyetleri eshefle kınıyorum!
Böyle bir şey olabilir mi? Bir ayran ve bir tavuk ızgaraya 25tl istenebilir mi? İki çay 5tl olabilir mi?
Böyle acımasız bir “serbest piyasa ekonomisi efendim” uygulaması kabul edilebilir mi?
“Parası olan oturur efendim” şımarıklık ve küstahlığı nasıl kabul görebilir?

Nasıl isyan ettim nasıl sövdüm adamlara…Para kazanmak değil bu, düpedüz insanları tokatlamak!
Şiddetle kınıyor ve bütün arkadaşlarımı bu tarz yerlere oturmayıp protesto etmeye davet ediyorum.
Kendimiz yapalım çayımızı, sandviçimizi, ekmek arası köftemizi, atalım çantamıza, yine çıkalım sahilimize.
Bu toplumda çok şeyin değişmesi gerekiyor çokkkkk…

Fit Olma Durumları


Meltem‘den feyz aldım, son iki haftamı az ye çok hareket et ilkesine göre yaşamaya çalışıyorum. Gayet iyi gidiyor. İki haftada 38 bedenden 36 bedene düştüm ama asıl hedefim, hafif yiyip hafif hissetmek ve uzun dönemde 34′lük slim fit jean’lerden birine girip, kilomu koruyabilmek…yazın çeşit çeşit bikinilerimi zevkle giyebilmek…minik şortlarımı cesurca popomda taşıyabilmek…mini eteklerimin altından görünen ince bacaklarımla daha cesur yürüyebilmek…ufacık bluzlarımı “aman göbeğim taşacak” kaygısı yaşamadan gönül rahatlığıyla giyebilmek…

“Amma takmışsın görüntüye, kendini bu halinle sev” diyebilirsiniz tabii..ama 2.5 senedir bu şekilde sevdim, artık yeter!

Mesele sırf kilo da değil, topu topuna 3 kilo fazlam var. Asıl olay beslenme alışkanlıklarım değişmeye başladı. Fazla yoldan sapmadan tekrar yola sokmak lazım. Malum yaş geçiyor, her geçen gün bu sağlıklı bedenlere daha çok ihtiyacımız olacak.

Çok kararlıyım, doğum yapmadan önceki slim ve sağlıklı halime geri döneceğim!

Hoşgeldin Mart

Hızla geçen kış günlerinin ardından nihayet baharı müjdeleyen Mart ayına geldik.
Artık iş çıkışlarında hava aydınlık oluyor ya, bu bile büyük bir mutluluk oluyor benim için.
Bu bahar için çok güzel projelerim var uygulunacak:

1. Güzel bir bisiklet alıp, arkasına Deniz için bir de koltuk taktırtacağım. Bir de kask lazım tabii, onu da aldık mı bisiklet turlarımız başlayabilir sahilde.
2. Günler daha da uzadı mı, annemle beni karşılamaya gelecekler vapur iskelesine. Ondan sonra ver elini sahil..Koş, oyna, yuvarlan, tırman, dinlenmek için ufak bir çay molası, sonra güneş batışını alarak önüne, eve dönüş…
3. Arabanın arkasına iki büyük bir küçük oturulur şezlong, bir küçük piknik sepeti, birer şişe bira ya da şarap, bir de kitap…yine ver elini sahil…tabii Deniz’in bisiklet, scooter ve topunu unutmamak lazım. Sarı civcivim gözümün önünde özgürce oynarken, sonsuz gökyüzü, deniz ve yavaş yavaş batan güneşi izleyerek yaşadığım her an’a şükretmek, bu duyguyu doya doya içime çekmek…
4. Çarşamba günleri mutlaka BOSPA’ya girmek…
5. Hiç aksatmadan her sabah yarım saat koşmak…

Bahar ve yazın gelmesiyle İzmir’de hayat geceye de sarkar ya, çok seviyorum bu yaşam tarzını. Ben mümkün değil denizi ve sokaklarında gece yarısı insanları olmayan bir yerde yaşayamazdım. Çok alışmışım, başka türlüsü anormal geliyor. Yazın saat 6′da işten çıktıktan sonra kocaaaaa bir gün daha oluyor resmen önünüzde..Yazlığına gidebilirsin, denize girebilirsin, bahçende ya da balkonunda keyifli bir sofra kurabilir, yemekten sonra sahilde yürüyüşe çıkıp dondurma yiyebilirsin. Gece yatmadan önce gökyüzünü boyayan ışıl ışıl yıldızları seyrederebilir, kapının önünde çiğdem çıtlatan komşularınla sohbet edebilirsin. Hatta sabah kalkıp işe gelmeden denize bile girebilirsin. Ve saat 9′da tekrar mesai başında olabilirsin…daha ne diyim :) )))

Evde Olmanın Huzuru

Bugün işe gitmedim! Haftaiçi, hele de soğuk ama güneşli bir kış gününde, evde olmanın nasıl da güzel bir duygu olduğunu unutmuşum…Keşke her haftaiçi birer günlük izinlerimiz olsa, ne iyi olur. Eminim haftaiçi çalışmak için daha iyi motive oluruz..
Sabah “baba” diye bağıran sarı kuşumun sesiyle uyandım. Yaşasın, iki gündür yağan çılgın yağmurdan sonra bugün şahane bir güneş var! Hemen gidip oğluşumun yanına yattım. Bu aralar sarılmayı pek bir seviyoruz, hem sıkışıp büzüşüyor göğsümün arasına girmek için, hem de oyun yapacak ya, “bırakkkkk” diye bağırıyor. “Bırakamam, çok seviyorum” diye yumulunca kendisine, kahkahalardan boğulurcasına gülmeye başlıyor. Çok eğleniyoruz çokkk….
Bugün aynı zamanda meşhur Bospa günü! Sabah güneşinden de faydalanalım diye, kahvaltıdan sonra birlikte pazara gittik. Pazar gevreklerini pek severiz, hemen bir tane aldık elimize. Tezgahları gezip bir iki parça bir şeyler aldıktan sonra döndük güneşi arkamıza alıp sırtlarımızı ısıtarak. Duyguşun kızlar okula gitmemiş, biraz onlara uğradık, bir kahve, iki muhabbet derken öğle yemeğini de orada hallettik. Sonra uyku için evimize geçtik.
Sarı civcivim uyuyor şimdi..Ben de çok özlediğim balkonumda, güneşin batışına eşlik ederek, hem radyo dinliyor, hem sütlü kahvemi yudumluyor, hem de güzel şeyler okumanın tadını çıkarıyorum. Birazdan uzak kaldığım mutfak işlerine de girişeceğim. Annem yok bugün, yemekler benden…ohh be, iyi ki gitmemişim işe de bugün evde kalmışım! Evimi çok seviyorummmmmm!

Başladım!

Önce sabahları epey erken kalkıp koşmayı hedefledim ama Deniz ile birlikte yatma seremonimiz gece 12′leri bulmaya başlayınca sabah 6.30′da kalkmak işkence oldu bana. Üstelik saat 6.30′da hava resmen gece gibi karanlık oluyor, hiç hoşuma gitmedi o saatlerde koşma duygusu. Vazgeçtim..
Ama içimdeki sporcu benlik vazgeçmiyor, ‘hadi, artık başla, erteleme…’ diye vızıldıyor. Akşamları bu işi nasıl organize edebilirim diye düşünmeye başladım.
Tolga biraz daha erken gelse, yemek faslından sonra oyun saatinin bir kısmını ona pas edip, koşuya çıkacağım, kararlıyım. Ama yok, şartlarım henüz bu programları gerçekleştirmeye bir türlü el vermiyor.
Ben de mevcut şartlarım içinde ne yapabileceğime baktım ve birden öğle tatillerimin bu iş için hazır beni beklediğini gördüm!
Hemen eyleme geçtim. Eşofmanlarım, koşu ayakkabılarım ve Ipod’um birbirleriyle kolayca uyumlanıp, Kordon’da, deniz kıyısında, sıcacık öğle güneşinin altında, ilk gün ısınma turu olarak tam 45 dakika hızlı yürüyüş-hafif tempo koşu ile start aldım! Ne zamandır zihnimde bekleyen bu projeji hayata geçirince çok mutlu oldum! Hedefim haftada en az 3 gün, 45 dakika koşabilmek!

Başkalarının Hayatlarını Modellemek

Şu dönemde sıklıkla yaşadığım bir şey bu…Sanırım fazla dış referanslı olmamın da etkisi var bunda. Yani kendi hayatımda isteyip de beceremediğim şeyleri başkalarının hayatlarında gerçekleştirebiliyor olmaları bana büyük bir ilham ve ümit veriyor. Yani istiyorum ki bu ilham ve ümidi kendi iç kaynaklarımdan alayım ama yok, bu aralar hep başkalarının hayatlarını modellemeye, kendimde eksik ama onlarda var olan pozitif yönleri not ederek, kendi kişisel yapım ve şartlarım içinde dönüştürerek yeni şeyler yapmaya çalışıyorum hem kendimi hem ailemi mutlu edecek.
Modellediğim belli başlı gözlemler
1. 2.5 yaşında erkek çocuğu olan milyonlarca insan var. Çocuğundan ve çocuklu hayatından asla şikayet etme. Zorluklar geçecek, güzelliklerine odaklan. Çocukluk süreci hakkında daha çok oku ve ÇOCUĞU anlamaya çalış. Sadece çocukluğunu yaşamasına izin ver. Onunla bolca oyna, şu dönemde artan anne ihtiyacını karşılıksızca tatmin etmeye çalış!
2. Hayatını daha verimli kullanılabilir şekilde yeniden organize et. Şartlarını gözden geçir. Fiziksel olarak seni zorlayan işlerde yardım almaktan kaçınma. Gerekiyorsa parayla hizmet satın al ve bunun sana sağladığı kolaylıkları mutluluğa dönüştürmesini bil!
3. Geçmiş, şimdi ve gelecek! Şu an hepsi içiçe ama farkındalığın oranında yeniden yapılandırılıp yeniden hedeflenebilir.
4. Yapmaktan keyif aldığın ve hem ruhsal hem fiziksel enerji dönüşümü sağlamana katkıda bulunun aktivitelere mutlaka zaman ayır, zaman yokluğundan şikayet etme, yarat: örneğin koşmak gibi…
5. Yorgunluktan şikayet etme! Bunca tembelleştiğin için kendini sürekli yorgun hissediyorsun. Daha az uyu ve daha işlek ol, hem bedenen hem zihnen. Koşunca göreceksin nasıl açılacağını. Üniversite, dernek ve çalışma hayatını birarada yürüttüğün o deli günleri düşün. O zaman yapabiliyorsan şimdi de yapabilirsin. Bahaneler yaratma!
6. Daha az şeye sahip ol! Bu dünyada hiçbir şeyin yok, unutma. Tüm giysilerini, kitaplarını, aksesuarlarını, cicili bicili kırtasiyelerini…hepsini bağışla. Evini daha da sadeleştir. Verdikçe yerin açılacak ve daha kaliteli içeriklerle dolacak, unutma.
7. Her güne gülümseyerek uyan ve bugün hayatımda YENİ ne olacak sorusunu zihninden eksik etme…
8. Deniz’e sımsıkı sarıl ve onun gülüşlerinde daha çok kaybol.

Aktif ve Zinde Bir Hayat

Aktiflikten kastım kontrolsüz bir tempoyla oradan oraya koşuşturarak yaşamak değil kesinlikle.
Böyle yaşayıp da aktif olduğumu sandığım çok zamanlar oldu şüphesiz. Bu tarz bir hayat çok büyük bir enerji kaybını da, her manada, beraberinde getiriyor. Hayatındaki her şey, zaman, paylaşım, zihinsel üretkenlik, emek, para…giderek berketsizleşiyor, kontrolsüz bir rüzgarla oradan oraya savrulan yapraklar gibi hissediyorsun kendini. Kontrolü ele almak, yeni hedefler belirleyip yeni organizasyonlar yapmak ve teknenin dümenini mutlak ve mutlak sağlam tutmak gerekiyor. Hayat öğretiyor…Ben de zamanla, büyük ıstıraplar sonunda, asıl aktifliğin, önce zihinde sağlanan bir dinginlik, bu dinginlik üzerine önce hayatında var olan olumlu şartların maksimum kullanımıyla uyumlu doğru hedefler, bu senkronizasyondan ortaya çıkan pozitif enerji dönüşümü ile olumsuz öğelerin olumluya çevrilebildiği bir dönüşüm ve hepsinin birleşimiyle ortaya çıkan yeni yapılar olduğunu gördüm. (Yuh, amma da uzun bir cümle olmuş!)

Şimdi bu öğrendiklerime bir de AZ KONUŞMA’yı eklemek istiyorum!

AZ KONUŞMAK ama ÇOK YAŞAMAK, inandıklarını her fırsatta dile döküp milletin anlaması için kıçını yırtmak değil, OLDUĞU gibi YAŞAMAK…Ruhuna ektiğin her türlü filizin kendinde yeşermesine çanak olmak ve o güzelliği yaşayıp seyretmek….

İç Hayatın Reçetesi

Hürriyet Pazar Eki’nde Osman Müftüoğlu’ndan “Aklınızda Bulunsun” başlığı altında temenniler…Hir biri ayrı bir yazı konusunu teşkil edecek kadar geniş içerikler…

Doyum Sağlayacak Kadar Amaç
Geçinebilecek Kadar İş
Temel İhtiyaçlara Yetebilecek Kadar Zenginlik
Sağlıklı Bir Akıl
Yeteri Kadar Şefkat
Kendini Sevecek Kadar Özsaygı
Muhtaç olanlara verecek kadar İyilik Duygusu
Zorluklarla yüz yüze gelecek kadar Cesaret
Sorunları çözecek kadar Yaratıcılık
Her an gülecek kadar mizah duygusu
İyi bir yarını bekleyecek kadar umut
Hayatı iyi yaşayacak kadar sağlık
SAHİP OLUNANLAR İÇİN ŞÜKRAN DUYGUSU

Yorgunluk

Yorgunum…Her şeyi bir anda ve birarada yapmaya çalışıyorum. Evde her iş bana bakıyor. Ctesi keyif yaptıysam, Pazar mutlaka evi temizlemek, çamaşırları yıkamak, ortalığı toparlamak, pazar işini halledip yemek işine soyunmam gerekiyor. Ve birini yaparken sürekli yapılacak bir diğer işi düşünüyorum. Bu da beni hem geriyor hem de çok yoruyor. Kıçına makina takılmış robot gibiyim resmen. Süpürge yaparken banyodaki paspasın silkelenmesi gerektiğini düşünüyorum, unutma sakın diyorum. Toz alırken Deniz’in öğlen ne yiyebileceğini düşünüyorum, o sırada çöp aklıma geliyor. Katı atıkları ayırmayı unutma diyorum. Bir odadan diğerine geçerken banyoya giriyorum, Deniz’in bisikleti ayağıma takılıyor, sinirleniyorum. Süpürgeye takılan minik oyuncaklarla kavga ediyorum. Vileda kovasına su doldururken portmantodaki dağınıklığı toparlamayı düşünüyorum. Mutfakta pazardan alınanları yıkayıp yerleştirirken bir kadeh şarap koyayım da şu güzel müzikle biraz gevşeyim derken, bacaklarıma sarılıp anne gel diye inleyen minik kuşla odasına biraz önce toparladığım oyuncakları dağıtmaya gidiyorum…orada kendi çapında küçük bir dağ olma yolunda ilerleyen ütüleneceklerle yüz yüze geliyorum. Hadi ütüyü takıp bir kuvvet başlayım derken, açık olan tv’de çocuğumun hangi programlarla karşılaşabileceğini düşünüyorum. Yarın pazartesi iş yerindeki işleri organize etmeye başlıyorum kafamda. Yürüyüşe çıkmak istiyorum, alev alev yanaklarımla Starbucks’a oturup, hiç kalkmadan bir 100 sayfa kitap okumayı düşlüyorum. Tolga ve Deniz seslenip hayalimin içine ediyorlar…
5 dakikalığına kıçımı kırıp ufak bir kaçış yaşadığım şu anda bile, geri planda yıkanacak çocuğumu, akşam yenecek yemeği, yarın havanın nasıl olabileceğini düşünüyorum…
Ha bir yandan da SLOW DOWN and DIVE INTO THE DEEPER WATERS demeyi ihmal etmiyorum, ama bu hızla bile 1 güne zor sığdırdığım bunca işi, bir de slown down modunda kaç günde yapabileceğimi düşünmeden edemiyorum. Neyse, denemeye değer, ne kaybedeceğim ki?
Yeni yıl için ilk hedeflerimden biri, haftada bir ev işlerini organize edecek bir yardımcı bulmak.
Yok böyle olmayacak, hem bana, hem Deniz’e, hem Tolga’ya yazık…Neticede onlarla geçirebileceğim zamandan da çalmış oluyorum bu işleri yapayım derken. Hayatta bazı şeyleri hakikaten parayı verip satın almak gerekiyor. Ben de buna alışmalıyım. Bu bir lüks değil tam aksine bir ihtiyaç…