Yeni bir gerçeklik deneyimi; Durmak ve Dinlenmek :)

”Yaparak” var olacağına şartlanmış zihinler için evet yeni bir gerçeklik alanı :)
Hem durma hem dinlenme kuşkusuz çok boyutlu ve aslında içinde nitelikli bir dinamizm barındıran eylemler :)
Ah bu evrenin yaramaz çocuğu paradokslar; hem dinlenme hem eylem nasıl bir arada oluyorsa :)

Dur! uyaranı ile yıllar önce adamın Gurdjieff’in iyi bir öğrencisi olan Ouspensky’nin Dördüncü Yol kitabında karşılaşmış ve bir çakılmıştım olduğum an ve yere…hem kendi içimde hem de dernekte arkadaşlar arasında günlük pratiklerimizden biri haline gelmişti; birden birimiz Dur komutu verir, hepimiz o an ve yerde Kendimizi Hatırlama egzersizi yapar, ardından da paylaşımlarımız ile kahkahalara gömülürdük…..Gel gör ki üniversite öğrenciliğinin dayanılmaz hafifliğinden iş hayatının kızgın sularına geçince değişmez kaderimiz Unutma’ya tabi olsak da en azından zihinsel olarak Dur egzersizi uzun yıllar benimle birlikte kaldı.

Ve fakat yetişkin olmanın getirdiği çoklu sorumluluklar, kurumsal hayatın sonu gelmez talepleri bir de bunlara eşlik eden mükemmeliyetçi bir kimlik bir araya gelince ”Dinlenme” diye bir kelime yıllarca gerçekliğimde olamadı.
Tek gerçekliğim koş kızım koş, yapılacaklar listesini aman es geçme, oraya koyacağın her bir tık göğünde parlayan bir yıldız olacak ve o yıldız sana hep güç verecek.

Sağolsun verdi; ”başarı” olarak nitelenen bir dolu şey hakikaten ”yaparak” oldu lakin her şeyin bir bedeli var ve Zaman dediğimiz o akış hali tüm bunların seceresini bir bir önüne koyuyor.

Zaman hakikaten çok acayip bir şey; gerçekten lineer değil ve fakat entropi diye büyük bir hakikati de barındırıyor.

Bugün 52 yaşımda zihinsel ve bedensel mutlak bir ihtiyaç olarak gerçekliğime giren Dinlenme eylemini bir bebeğin dünyayı tanıması gibi en baştan öğreniyorum.

Durduğumda ne çok şeyi görebildiğime hayretler ediyorum mesela :)

Balkon demirine asılmış minik saksıdaki çiçek, apartman bahçesine park edilmiş bisiklet, yeni yıkanıp asılmış sakız çamaşırlar, fırından ekmek veren amcanın yıllanmış elleri, ağaçların üzerinde esen rüzgar ve yapraklar üzerinde titreşen canım güneş huzmeleri…

Duyuşum da artıyor; kaba gürültü arka plana çekilip arka bahçede cirit atan kuşların sevincini duyuyorum mesela;
yan bahçeden tulumba sesi geliyor birden, deliriyorum hemen cama koşuyorum halen tulumbası olan bahçeler olduğuna gözlerim doluyor; üst komşumun telefon konuşmalarında yalnızlığına çare arayan seslenişini duyuyorum örneğin, gülümsüyorum..

Bedenimi daha çok fark ediyorum; ellerimi, ayaklarımı, kalçamı, bacaklarımı, omurgamı, başımı, omuzlarımı…her birinin bir sonraki harekete uyumlanışını ve birlikteliğini izliyorum.

Meditasyona oturduğumda bir süre sonra gelen düşüncelerin yavaşlaması ise gerçek derin dinlenmeyi yakaladığım yegane gerçeklik oluyor; nefes kendiliğinden akarken beden sakinliyor…bazen bir boşlukta asılı kalma hissi ve olan biten her neyse sadece öyle görme hali..işte asıl burası derin dinlenmede az da olsa köklenebildiğim ve beni besleyen, güçlendiren bir çağrı olarak kaydoluyor; ihtiyaç duyduğum an sığınıp dinleneceğim hesapsız sınırsız bir yer şükürler olsun…

Dinlenme üzerinde tefekkür ettikçe bedenim ve zihnim çocukluk ve gençlikte onları memnun eden dolayısıyla dinlendiren anları hatırlıyor :) Neler varmış neler bir bir dökülüyor;

- Söğüt’ün turkuaz sularında saatlerce yüzmek yüzmek yüzmek, güneş ışığının berrak sulardaki kırılışında oyunlar oynamak, taşların şekil, doku ve renklerine hayran olmak, her birini elime alıp izlemek, okşamak, konuşmak,
- Mavi solmuş çiçekli mayosuyla Çeşmealtı yıllarında yazlıkçı arkadaşlarıyla iskeleden sonu gelmez atlama yarışmaları yapmak,
- Gökyüzü ve bulutları izlemek; şekillerini, gelip geçiciliklerini, gün içinde değişen renk tonlarını..
- Güneş doğuş hele de batışlarını kaçımamak için günü planlamak, koşa koşa sahile, balkona ya da verandaya atmak kendini,
- Bitkilerle uğraşmak, bakım vermek, yeni patlayan filizlere delirmek, yapraklarına düşen ışığı izlemek, toprağa dokunmak, ekmek biçmek, havalandırmak ve o kokuda bir süre kalmak….doğadaki her bir bitkinin eşsiz biricik yaratılışına hayran olmak,
- Gece yarılarına kadar tek başına artistik patinaj şampiyonalarını izleyip hayal kurmak,
- 4 tekerli patene razı olup Karşıyaka sahilini boydan boya arşınlamak düşe kalka çarpa dura hep bir heyecanla,
- Söğüt’te, koyun en solunda, hiçbir yapay ışık ve sesin ulaşamadığı o sadece senin olduğun gecede sabaha kadar başının üzerinde asılı milyarlarca yıldız ve Samanyolu’nu izlemek..altındaki yerin yok olması, o göğün seni içine alması ve adeta ilahi bir senfoninin içinde huşu ile lime lime çözülmek gözlerinden tebessüm ile yaşlar süzülürken…

Şimdi bu satırları yazarken o anlara gittim ve durdum; dinlenmedeyim :)

30.Mayıs.Cumartesi, 16.11

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.