Bugüne Notlar

18.Haziran.2014, Çarşamba

Bu sabah kalktım ve sezgilerimle içime dolan 3 küçük not aldım:

1.Sevgiye ve sevginin tezahürlerine daha çok yer açmalıyım hayatımda.

2.Yavaşlamalı, koşturduğum her an gözümü Oğlum’a, yeşile, denize, toprağa, gökyünüze, börtü böceğe, DOĞA’ya çevirmeli ve Evren’deki kusursuz ahenk ile uyum içinde yavaşlamalıyım.

3.Hayatın bana getirdiklerine bir nevi TESLİM ve ŞÜKÜR halinde olabilmeliyim.

Sürprizlerle dolusun Hayat!

17.Haziran.2014, Salı

Eşik meşik hak getire! Her şey yerle bir!

Süprizlerle dolusun ey Hayat!

Sen kendi küçük içeriğinle uğraşa dur, o sana daha büyük senaryolar getirsin!

Planı, programı, didik didik ettiğin her şeyi, tahayyül bile edemeyeceğin bir şekilde, alt üst etsin! Sen de bu döngüden çıkamadığın sürece, o küçük yarığın içinde debelen dur!

Çok büyük şeyler söylemek istiyor. Zira karınca misali küçük insanoğlu, anladığını sanan, anlamaya çalışan biz, bir bok anlamıyoruz! Nasıl bir odunluktur, inceltemedim gitti.

İki gündür dengelemeye çalışıp, makul bir yerlere oturtmaya çalıştığım Şok’tan sonra, -çok şükür ki bu sefer fazla savrulmadan- bugün daha iyiyim.

Her şeyi kontrol edebileceğimiz zannıyla ne çok ayrıntı yaratıyoruz hayatlarımızda. Sonra da şikayet, isyan, gereksiz bir mücadele hatta kavga hali.

Hayatın temel dinamiklerine karşı koyamazsın, sakin ol, gelen izlenimi al, Karbon 12 ile dönüştür, yani farkında ol, mekanik olma.

Yapılması gerekeni yap, bitsin. Varlık seviyene göre hareket et.
Bunu yapabilirsin.

Anladım

12.Haziran.2014 Perşembe

Bu sabah okudum ve anladım.

Ben de bir sistemim. Sistemler belli eşik aralıklarında çalışıyor ya, benim eşik aralığım epey bir zorlanmış. Bu karmaşık yapı içinden basit bir düzenleyici sistem ile çıkamıyorum ama yapı değişmeden içeriği dengelemem lazım.

“Eşik aşıldığında sistem ideal işleyişinden uzaklaşır.”
“Etki alanınız içindeyse eşik noktalarına gelen sistemi dengelemek sizin görevinizdir. Bunun için eşiğe gelindiğinin sinyallerini doğru anlamanız ve eşikleri soğutmak için ne yapacağınızı iyi bilmeniz gerekir.”
” ‘Rahatsızlık’ sistemin ideal işleyişinden uzaklaştığını ve eşiklere yaklaştığını gösterirken, ‘hastalık’ eşiklerin aşıldığını ve yapının değiştiğini gösterir. Eşik aşıldıktan sonra geri döndürmek çok daha zor, bazen de imkansızdır.”
“Eşik noktalarını aşmak çok miktarda enerji gerektirir. Ve bu enerji yapıyı da dönüştürebilir.”

Çok mu soyut?

Ben anladım.

İlk iş “soğutma” için gerekli hususları çıkarmak. Hadi başlayalım.

Depresyon

08.Haziran.2014. Pazar

Büyük +nın depresif kısmında yoğunlukla günlerimin geçtiği şu günlerde, ilk kez salınım hareketimin giderek küçüldüğünü fark ediyorum…son 1 sene öncesine kadar daha kolay çıkardım yukarı, daha büyük sıçrayışlar yapar ve yine de vazgeçmezdim inanmaktan, denemekten, her ne olursa olsun hayata tutunmaktan…vazgeçişler başladı, ümitler azaldı, seçenek üretememek de cabası. Sanki zihnimde ve yüreğimde koca bir taş var. Bir yumru. Bir kaya parçası adeta. Kıpırdamıyor. Her şey mat. Bloke olmuş durumdayım. Bu seferki farklı, zira kendimi bu döngüden çıkaracak ne enerjim ne vizyonum ne de yaşamda Olan her bir şeye karşı ilgim var. Kurudum ve köklerimi canlandıracak hiçbir kaynak bulamıyorum ne içimde, ne de dışımda. Zaten dışarıdaki hiçbir şey tatmin etmiyor. Her şey bir oyun. Hele bazı oyunlar hiç tat vermiyor, can sıkmaktan başka. Ama ya iç dünyam?

Cidden depresyon olarak nitelenen bir durum bu yaşadıklarım. Tam buradayım.

İnsan bazen ara vermeli. Tüm rutinine sıkı bir DUR çekmeli. Annelik kimliğine de, iş kimliğine de, eş kimliğine de “durun bakalım biraz, başka bir BEN var” diyebilmeli. Kendini es geçmemeli asla. Yoksa dengeler fena şaşıyor. Sonra toplanmak için bir sürü çaba, bir sürü yeni mücadele. Yok, içindeki “attention please” uyarılarına kulakları iyice açmalı. Ben çok bastırdım, sonra patlayınca etraftaki erozyonları toparlamak için iş yine başa düşüyor.Hadi bakalım sil baştan!

Sürmenaj olacak derecede çok çalışıyoruz. Bu ülke nasıl yönetiliyorsa, bizler de iş yerlerimizde o şekilde yönetiliyoruz, baskı, tehdit, aşırı iş yükü, saçma sapan kimlik savaşları. O kadar yoruluyoruz ki, artık en basit şeyleri bile hatırlayamaz hale geldim. Zihnim uykuda bile çalışıyor, dolayısıyla hiç dinlenmeden kalkıyor ve tekrar aynı rutine start alıyorum. İş yerinin kapısından girdiğim anda, İnsan’dan başka bir şeye bürünüyorum resmen. Vicdani dengeler yerle bir çoğu zaman.

Yoruldum artık. Bir 10 senem daha var, nasıl gidecek bilemiyorum. Başka şeyler yapmak istiyorum hayatta. Keyifli, sevdiğim, küçük şeyler.

Çalışarak hayattan satın aldıklarımı düşünüyorum son zamanlarda. Daha azıyla da yaşayamaz mıyız? Daha sade, daha basit, daha küçük ama daha mutlu?

Şimdi elime gerçek bir kağıt ve kurşun kalem aldım. Para ile satın aldıklarımı not ediyorum. Karşılarına bendeki değerlerini yazıyorum. Hissettiğim duyguları, renk ve şekillerini de. En son sütunda yapmak İSTEDİKLERİM var. Çıkan resmin bütünü canımı acıtacak, biliyorum ama zaten bu kadar dibe vurmaktan daha acı bir şey olamaz. O yüzden Uyanmak için razıyım.

Geçenlerde büyük, boş bir mantar tablo aldım, ismini HAYAL TABLOSU koydum hevesle “ooo nelerle dolduracağım bu tabloyu” diye. Sonra karşısına geçtiğimde kalakaldım zira küçük kibritçi kız hikayesinde olduğu gibi hiçbir hayalimin kalmadığını fark ettim! Başkalarının hayallerini gerçekleştirirken, kendiminkileri unutmuştum! Kimbilir, benim hayallerimi de başkaları gerçekleştirmişti belki…o yüzdendi belki de bazı hayat karelerine takılıp kalmam, hep gitmek istemem…

Evde yalnızım. Unuttuğum bir duygu. Müzik, düşüncelerim ve mis kokan bir saksı fesleğenim.