Yaz Sendromu

Bir gün gelip de “Yaz bitsin artık! Kış gelsin!  diyeceğimi asla ve kat’a düşünmezdim.

Erken pes ettim, 38 yaşında şu sevimli güneşe “lütfen artık git” diye haykırıyorum…

Bir insan sıcak yüzünden “algılama” kabiliyetini yitiriyorsa, bu yaz değil, cehennemdir!

Kuaför Notları

Saçlarımı boyayan genç arkadaşa bu sefer Maurice Nicoll okumasını önerdim :)

Geçenlerde şifacılık üzerine konuşunca baktım tavsiye ettiğim 1-2 kitabı alıp koymuşlar sehpa üzerine; Maurice Nicoll neden olmasın dedim. Kuaföre gidince mutlaka Alem vb. tarzı sosyete dergileri okunur şeklinde genel bir kural var gözlediğim kadarıyla.  Saçma. Öğrendiler, artık bana vermiyorlar :)  

O saçlarımı boyarken benim ona okuduklarım:

“…içsel kaale almanın sık rastlanan formlarından biri başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü, bize nasıl davrandıklarını ve bize karşı gösterdikleri tutumu düşünmektir. Bir insan yeterince değerli olmadığını hissedebilir ve bu ona ıstırap çektirir; başkalarından şüphe duymasına, muazzam miktarda enerji kaybetmesine ve kendi içinde güvensiz ve saldırgan bir tutum geliştirmesine neden olur.

Bununla yakından bağlantı, hesap yapma denen özdeşleşme formudur. Kişi insanların kendisine borçlu olduğunu hissetmeye başlar; daha iyi davranışlar, daha fazla ödül, daha fazla onay hak etmektedir ve bunların hepsini psikolojik bir hesap defterine, zihninde sürekli çevirdiği sayfalara yazar. Ve böyle bir insan kendine o kadar acımaya başlar ki, aynı anda tüm acılarından bahsetmesine izin vermeden onunla herhangi bir şey hakkında konuşmak, neredeyse imkansız hale gelebilir. Bu türden tüm hesaplar, başkalarının size borçlu olduğu tüm duygular ve sizin kendinize hiçbir şey borçlu olmamanız, bir insanın içsel gelişiminde çok büyük bir psikolojik sonuçtur.

Çalışma’da bir insan sadece başkalarını bağışlayarak gelişebilir. Yani borçlarınızı silmezseniz içinizde hiçbir şey gelişemez. Size borçlu olunduğu duygusu, alacaklı olduğunuz duygusu her şeyi durdurur. Hem kendinizi hem başkalarını alıkoyarsınız.”

Bir insanın şu süreli dünya hayatında KENDİ VARLIĞI’na yapacağı en iyi yatırım ne mal ne mülk ne para ne mutluluk…-bu dünyada reel olarak elde edilecek bir şey- değil çünkü!

En iyi yatırım, Hayatın kendisi için bir öğretmen olmasına izin vermek…Kişiliği küçültürken ÖZ’ün büyümesine fırsat tanımak ve belki bir gün O’nunla tanışmak…

Bunları okuduktan sonra bir iki laf ettik üzerine kuaför dostumla. Aynadan birbirimize baktık manidar…biliyorduk ki içimizde cirit atan binbir türlü hesaplaşma var o an.

Bir sonraki görüşmede Farkındalıklar üzerine konuşmak üzere rutin hayatlarımıza geri döndük tıpış tıpış :(

Maurice Nicoll okumaya ve Çalışma fikri içinde yaşamaya doyum olmuyor!

İç Ses

Yine dinlemedim…kalktım, Foça’ya gittim. Halbuki bu akşamı kendime ayıracaktım.

Yok, olmaz, ille gideceğim., Deniz her akşam beni görmeli, benimle vakit geçirmeli…

Şartlanmışlık tamamen, otomat bir şartlanmışlık! Gitmeyecekken, içimde bu sesi kesin olarak duyarken, gittim. Ne oldu? Annemle tartıştı(k), Deniz’e de bağırdım çağırdım, çantamı aldığım gibi döndüm İzmir’e gecenin 11′inde…

Bu da bana kayıtlara geçmiş bir ders olsun! Artık öğren, içinden gelen o gür sese güven, ona teslim ol! O biliyor…