BasitBirYaşam ve Bizim Yeni Yaşamımız

Birkaç ay önce Basit Bir Yaşam ile tanıştım bloglar dünyasında.

İnsan hayatında her şeyin bir yeri ve zamanı var. Şartlar olgunlaştığında tüm karşılaşmalar yerini buluyor insanın zihninde ve yüreğinde. Yine öyle oldu. Her ne kadar sokaklarda, henüz büyük apartmanların olmadığı geniş tarlalarda, babanem ile dedemin tek katlı, mustakil, küçük bahçeli evlerinde, helikopter böceklerini yakalayarak geçen çocukluğum, doğa ve çevreye karşı olan duyarlılığımın temel yapı taşları olsa da, “yetişkin” ve “modern” hayata atılmanın beraberinde getirdiği yapay hayat uğraşları, içinde yaşadığım EVREN ve DOĞA ile aslında bir BÜTÜN olduğum hissiyatından beni ne kadar da uzaklaştırmış!

Bir şeyler bir şeylere hep vesile olur ya, sağolsun Basit Bir Yaşam da, içimde bir yerlerde sönmeye yüz tutmuş çevre duyarlılığının tekrar canlanmasına aracı oldu.
Bu sebeple kendisine özel olarak teşekkür etmek istiyorum, hayatımdaki dönüm noktalarından birine kendisinin varlığı da eklendi. Teşekkürler BasitBirYaşam!

Yıllarca spiritüel fikirlerin ateşli savunuculuğunu yapmış benim gibi bir idealist, artık ideallerini sadece mantal sahada asılı bırakmaması gerektiğini öğrendi.
Asıl değişim ve dönüşüm, o idealleri bizzat yaşama geçirmeyi başarabildiğimiz zaman gerçekleşiyor, dolayısıyla Basit Bir Yaşam ile tanıştığım günden beri hem okuyor hem okuduklarımı sindirmeye çalışıyor hem de minik uygulamalarla kendime göre kararlı adımlar atıyorum.

1. İlk iş evdeki tüm plastikleri elden geçirmek oldu. Geri dönüşüm kodlarına göre kullanılabilir durumda olanları ayırdım, gerisini apartmanın katı atık çöpüne yolladım.
2. Plastik torba kullanımımı hızlı bir şekilde azalttım. Ev çöpleri için geri dönüşümlü çöp torbalarından aldım ve son kapasitesine kadar kullanıyorum.
3. Çantamın içinde bir&iki torba bulunduruyorum, acil bir şey almam gerekirse torbasız tercih edip, çantamdakileri devreye sokuyorum hemen.
4. Ayda bir market alışverişi yaparız. Bu alışverişteki torba sayım Tolga’yı bile gıcık etti, zira tüm içecekleri arabanın bagajına torba olmadan koymak zorunda kaldı. Problem etme, her şeyin bir yolu var, pazar arabasını indirirsin, içine koyar, öyle taşırız…yırtıp attığın her plastik torba, çocuğunun doğaya olan yakınlığına atılmış bir hançerdir dedim :) )) Hem mantıklı geldi, hem de vicdanında bir yere dokunmayı becermiş oldum sanırım:)))
5. Deniz dahil evdeki herkese, yaşam atmosferimiz olarak bize tüm kaynaklarını hesapsızca sunan Dünya Ana’mızın, yanlış kullanımımız sonucu tükenme tehdidiyle karşı karşıya kalan kaynakları hakkında güzel bir brifing verdim. Gelecek ile ilgili birkaç tablo koydum önlerine, Tolga biraz abarttığımı düşünse de, Deniz’in karşı karşıya kalacağı Dünya manzarası hoşuna gitmedi. Tarttı biçti kafasında, hak verdi.
6. Bu brifingden sonra hepimiz kendi adımıza küçük görevler edindik. Ben çöpleri çok dikkatli bir şekilde ayrıştırıyorum. Deniz su ile olan oyun süresini azalttı. Çiçekleri küçük avuçlarıyla sulamıyor artık. Fıskıyesiyle su püskürtmeye çalışıyor, çok tatlı :) )) Annem, bir yunus misali yaptığı banyolarının süresini azalttı. Arabamızı zaten haftada bir bazen iki kullanıyorduk, karbon salınımına daha az katkıda bulunmak ve dünyanın en pahalı benzinini daha az tüketmek amacıyla onu bile zorunlu olmadıkça kullanmamaya karar verdik.
Ben paketli satın almakta olduğum tüm ürünlerin, paketsiz alternatiflerini araştırmaya ve ihtiyacım olduğunda, büyük marketler yerine, Kemeraltı’ndaki küçük esnaflardan alışveriş yapmaya başladım.
İzmir’de yaşayan pek çok kişi meşhur “Değirmen”i bilir. Tüm bakliyat & baharat & kuruyemiş & yağ & tuz & doğal sabun…ihtiyacınızı, hem mütevazilikle hem bereketle hem de ucuza satın alabileceğiniz, küçük naylon torbaların ağzını halen çocukluğumuzdaki gibi küçük iplerle bağlayan temiz bir esnaf. Şimdi en büyük mutluluklarımdan biri, haftada bir Değirmen’e uğrayıp dükkandaki havayı solumak ve örneğin pirinç çeşitleri hakkında hiç duymadığım bilgiler edinmek…
7. Satın alacağım her ürünü bazı temel analizlere tabi tutuyorum. Beni bu ürünü satın almaya yönlendiren etken nedir? Açgözlülük, beğeni, kitlesel tüketim ipnozu ya da ihtiyaç.
Çoğu zaman ardında hepimizin sorgusuz sualsiz peşine takılıp gittiği tüketim ipnozu çıkıyor. Hemen aklıma Ouspensky’nin Dur Egzersizi geliyor. Duruyor ve dönüyorum.
Eğer ihtiyaçsa, aynen Basit Bir Yaşam’da Evren’in yaptığı gibi, ambalajdaki tüm o küçücük yazıları okumaya çalışıyorum, içeriği nedir, ne kadar katkı var, ne kadarı dönüşebiliyor ve ne kadarı bana, çocuğuma ve insanlığa faydalı? Eğer tatmin olmuyorsam araştırıyorum internette. Evet, zaman alıyor elbet ama tercih ettiğim her tüketim şekliyle, Doğa’ya ve İnsan’a yönelik bir oy kullanmakta olduğum bilinci, bir insanın bile isterse kadar çok şey yapabileceği inancımı her geçen gün daha da sağlamlaştırıyor…
8. Evdeki yemek düzenimizi tekrardan gözden geçirdik. Zaten Ege’li bir aile olduğumuz için, soframız her zaman sebze & meyve & bilimum ot ve salata bakımından zengin olmuştur. Tolga da ben de her zaman ev yemeğini tercih ederiz, Deniz de böyle bir ortama doğdu ve hiç yemek ayırt etmeden bu zamana kadar gayet doğal bir şekilde büyüdü. Bu konuda fazla bir sıkıntı olmasa da, ara sıra market raflarından aldığımız reçel & salça & süzme peynir & bisküvi & meyve suyu…gibi ürünlere ambargo koyduk.
Mümkün olduğunca ev üretimine ağırlık vereceğiz. Reçelimi kendim yapacağım, salçayı pazardaki köylü teyzelerden alacağım, meyve suyunu taze sıkıp içeceğiz, süzme peynirimi mandıramdan taze taze alacağız…gibi.

Bu yazının ardındaki zihin, bitip tükenmek bilmeyen ufuklara yelken açabilecek kadar dolu şu an…yazılacak, paylaşacak, yaşanacak çok şey var ama slow down Ebru, pls slow down…