Going to your Ground and Love Yourself…

Fena gömmüşüm.
Kaç kilometre kazdıysam, yaşamlar boyu çıkmamacasına gömmüşüm.
KORKU ile. KAÇIŞ ile. Doğru kişilik geliştirme hedefinde, kendimden kaça kaça meğer kendimi başka biri sanarken..
Atalar, kolektif bilinçaltı, kültürel empozisyonlar, geçmiş yaşamlar, diğerlerinin hayalleri üzerinden yaşama tutunmaya çalışan kimlikler…
Her birinin kendini tezahür ettirmeye çalışan duygu hallerini birbirine dolanan uçurtma ipleri gibi düğüm haline getirip bir güzel gömmüşüm.
Düğümün en dışındaki bağda ise sadece KENDİME ait duyguların çarpıcı bütünlüğü var.
Artık görmekten kaçamayacağım, hissetmekten daha fazla uzak duramayacağım.
Ground’ım yerle bir olmak ve yeniden doğmak arzusunda:)
Önce duyumsayarak. Bedenimin çeşitli bölgelerinde ağrılar şeklinde beliren sızıları dinleyip duyumsayarak.
Yanıyor mu, acıyor mu, genişliyor mu, sıkıştırıyor mu…
O duyumların akışına izin vererek getirdiği hisse bakarak..
Bırakmak..
Gel..seni görüyorum…bir süre kalalım birlikte…geç içimden…kabulümsün…her şeyimle, her şeyinle…biz Bir’iz…

Dr.Gabor Mate, ‘we closed our hearts and forgot our feelings’derken, gözlerimden süzülen yaşlar en çok disconnect olan Kendim içindi.

Bir insan bunca zaman kendi ihtiyaçlarına nasıl bu kadar kör kalıp da,
başkalarının hayallerini gerçekleştirmeye kendini sorgusuz sualsiz adayabilir?
Üstelik kendi mutlak gerçeğinin bu olduğundan son derece emin bir safdillik içinde.
Pes doğrusu.

Sen var olmazsan, Evren var olmaz!
O kadar biricik, o kadar eşsizsin!
Almış planını uzanmışsın dünyaya, usul usul görüyorsun vazifenin gerekliliklerini.
Ama en temel vazifen kendini yaşaman önce!
O planın öznesi SENSİN, diğerleri plandaki oyuncular..
Kendini gör, bedenine bak, gözlerinin içinden kendine gülümse.
Şefkate, sevgiye, ilgiye ihtiyaç duyan Kendini şefkatle sar. Kendinden kendine önce.
Sonra aç kalbini, Seni gören başkalarının ilgi ve şefkatinden de nasiplen.
Vermek kadar almaya da uyumlan. Ben kibrini geride bırak. Talep et, ihtiyacım var de.
Kendi özgünlüğünü, her şeyinle, arızalarınla, aptallıklarınla, saflıklarınla, İnsanlığın iyiliği için çarpan kalbinin temizliği ile onurlandır.
Buna değersin! Hepimiz buna değeriz…

‘Reconnect with yourself.
It’s a pleasure and joy’ derken Dr.Mate,
kalbimden taşan bir coşkunluk ile bi temiz ağladım için için…sadece ağladım, bıraktım gelen aksın, ben hissedeyim.
Bu bir LOVE YOURSELF duygusuydu ve çok sevdim, çok iyi geldi.

Her gelen farkındalık ile bir kabuk açılıyor adeta ve ne kadar derin gerçekten.
Senelerdir kendini sevme balonu içinde KENDİMİ başka biri sanıyormuşum meğer :)
Ve bu nasıl komik nasıl tatlı bir ayıştır :)

Sen busun, daha ne arıyorsun?
You are the present in the moment.
Going to ground and love yourself!

24.Eylül.2018

Onunla Kal

20.09.2018, Perşembe

Benim için oldukça sarsıcı bır gündü.
Kaydetmek istedim.

Bugün durdum, sıklıkla.
Kendi içime döndüm, büyülenmişçesine ve sanki ilk kez görürmüşçesine baktım.
Daha çok ihtiyaçlarıma. İfade bulmaya muhtaç duygularıma.
Ve en çarpıcısı, o duyguları her haliyle yaşamak için çırpınan Bedenime.
Beni gör duy lütfen buradayım diyen gürül gürül sesine.
İçimde yaşamak ve kendini kanıtlamak için birbirine dolanan bir dolu yarım kalmış parçaya.
Her birini keskin sınırlarla birbirinden ayırıp itinayla paketlemiş zihnime.
Tıkanmış duyularıma. Mekanikleşmiş boşvermişlik hallerime.
Gerekliliklerime. Sağlam dirençlerime.
Orada kal diyen uyarı tabelalarıma.
Kendi yapay kalelerime.
Durdum ve baktım sıklıkla.
Çok şey geldi.

Serin suyun altına girdim.
Ellerimle kulaklarımı tıkayıp, duştan akan suyun yarattığı yağmur ormanına kendimi bıraktım.
O an bir şelale oldum sanki. Yağmur sesini içine alıp yutan ve daha yüksek oktavda titreşen bir şelale.
Ama dökülmesine izin verilmeyen. Mütemadiyen büyüyen büyüyen ama her halükarda boşalıp yeniden dolmaya muhtaç bir şelale.
Öylece kaldım. İnce ince süzülen gözyaşlarımın dudaklarıma değen tuzlu tadını hissettim.
Dedi ki, Onunla kal.
Bu hissettiğin duygu her neyse, isim vermeden, kaçmadan, bi nizama sokma gayretine yeltenmeden sadece Onunla kal.
O duyguyu terk etme. Onu taşı. Söylediklerini duy. İzin ver, bedenin tanışsın, yaşasın. İzin ver…

Bu çok yeni.
Bir duyguyla kalma hali. Kaçmadan, dönüştürüp düzeltmeye çalışmadan.
Kendini, farkındalığını o duygudan ayırmadan…
O akan her bir gözyaşı damlasını şefkatle sarıp sarmalayarak.
Aslında hepsinin sen, İnsan olduğunu yeniden hatırlayarak.

Diğerlerinin SENİ görmesine izin vererek.

Bunu yapabilir misin?

Bir süre burada kalmak istiyorum.

Belki de Dengeye ihtiyaç yoktur…

Bilmiyorum….
Dünyada yaşadığı bunca seneyi belirli dengeleri kurup sonra da o güvenlik alanında yaşamaya kendini adamış bir insan için cevabı yoğun karmaşa ve tedirginlik dolu…
Aynı zamanda da kışkırtıcı bir öğe var sorunun içinde gel bana bir bak dene diyen…
Bir arkadaşıma bir soru sordum, o da bana bu cevabı verdi gitti; belki de dengeye ihtiyaç yoktur…
O gün, o olay, o arkadaşım geçti gitti, lakin ben geri planda mütemadiyen düşünmeye devam ediyorum.
Devreler kapanmadı mı dengeye gelemiyorum açıkçası…

Bu arayış bir yandan insanı anlama yönelme ve anlamı devşirme yönünde motive ederken diğer yandan da sözcüklerin psişesine asırlardır sinmiş kavram boyutuna hapsediyor insanı…yani düşünüyorum denge sözcüğünün genel olarak yaydığı etki üzerine, hep ılıman, huzurlu, belirli sınırlar dahilinde salınımları olan güvenli ve stabil bir konfor alanını çağrıştırıyor bana ama aynı zamanda içsel olarak eksik bir tat, bu genelgeçer tanımı aşacak bi küçücük kat daha olmalı diyen bir ses var…bu arayış da daha çok o sesin yolculuğu aslında…

Akıl yoluyla değil de daha çok sezgi ve birtakım sentezler ile geldiğim denge anlayışında yine kendime not ettiklerim:
Varolan her bir şey kendi içinde muazzam bir potansiyel barındırıyor.
Bu potansiyel bize göre karmaşık bir sürü denklem öğelerine sahip ama kendi saf oluş hali içinde hiçbir iddia ve tanımı yok.
Sadece kendini tezahür ettirecek bir ortama ihtiyacı var.
Kimi zaman daha sakin sularda kimi zaman da sınırları yerle bir edecek cesarette bir Var olma arzusu bu…
Ihtiyacı oraninda tekamül edecek o da..
Işte burada akan bu dalga halini karşılayan insan duyum, duygu, düşünce ve anlayış kalıpları ile çarpışıyor…
Ve G.nin ifadesiyle, üçbeyinli insan zihni bu noktada mutlak şekilde OLUŞ halini eğip bükerek nesillere de bu bozuk mana ile idealize edilmiş yapay bir DENGE HALine ulaşmayı empoze ediyor…
Böylece bizler de bu idealize edilmiş hale ulaşmak için kendi doğasina aykırı bir çaba ile aslında DENGEden uzaklaşıyoruz…
Halbuki bir anlasak zaten her şeyi olduğu hali ile görüp kabul edebilsek zaten biz bizzat o DENGEYIZ kendi hali içinde ondan ayrı değiliz…
Bir izin verebilsek akmak isteyen o akışa dirençsiz, olasılıklara açık ve kabulde kalarak…
Kimbilir ne zengin ve çeşitlilikte olasılıklar ile karşılaşacağız…

GÜVENDE kalma ihtiyaci İnsanin en temel hayatta kalma güdülerinden biri; bunu cok iyi anliyorum ama bizim sıkışıp kaldığımız KORKU alanı ulaşmaya çalıştığımız DENGE halinden çok uzakta…

Yakın bir zamanda arkadaşımın ve hayatın bu cesur çağrısına yürekten EVET diyebileceğimi hissediyorum; belki de dengeye ihtiyaç yoktur…
Her zaman değil ama halen sınırları olan bir insanım neticede :)

Yine de kendi içinde barındırdığı o çok çeşitli denklem elemanlarıyla bile birlikte yeni bir farkındalık oldu benim için.

12.Eylul.2018 00.12
Bu geceye kaydettim.

Keyiften Ölmek

Biraz önce okudum. Ve keyiften öldüm. Çokkkk sevdim.
İçimde kocaman kocaman çiçekler açtı, gökkuşakları patladı!
Gözlerimden taştı ışıl ışıl ve her şeyi kapladı…

Keyiften Ölmek!

Vay be!

Her ne yapıyorsan o an, aşkla O olmak sadece, çiçeğini sularken Su olmak, suyu kana kana içen kök ve gövde olmak misal…
Ama aşkla, bitip tükenmek bilmeyen bir şevk ile kendiliğinden olmak…
Kendi içine yürümek, Varoluş’a dokunmak ve keyiften ölmek…

Evet, tam da bu!

Bu akşama kaydettim.
04.Eylül.2018.